Ara

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Nedir? (CMK 223/2-e)

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Nedir? (CMK 223/2-e)

Şüpheden sanık yararlanır ilkesi, ceza hukukunun evrensel ilkelerinden biri olup hukuk devleti ilkesinin geçerli olduğu tüm ceza muhakemesi sistemlerinde kabul edilen bir ilkedir. Hukukumuzda 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 223.maddesinin 2. fıkrasının e bendinde düzenlenmiştir.

Şüpheden Sanık Yararlanır Ne Demek?

Yargılanmakta olan bir sanığın suç işleyip işlemediğine dair bir şüphe mevcutsa, bu şüpheden sanık yararlanır ve CMK’nin 223. maddesi uyarınca bu durumda sanığa beraat kararı verilmelidir. Ceza muhakemesinde sanığa bir olgunun ispatının yüklenmesi ve bu olgunun ispat edilememesi halinde sonuçlarının kendisine yüklenilmesi yani failin cezalandırılması mümkün değildir. Sanık, suçsuz olduğunu ispatlamak zorunda değildir ancak sanığın cezalandırılabilmesi için mahkeme sanığın suçlu olduğunu ispat etmek zorundadır.

Mahkeme, re’sen yapacağı araştırma sonucunda yargılamaya getirilen delillerin tartışılması ile sanığın suçlu veya suçsuz olduğu ve maddi gerçeğin ortaya çıkartılması hususunda bir karar verir. Savcılık, sanığın hem lehine hem de aleyhine olan tüm delilleri araştırmak durumundadır. Yargılama sonucunda sanığın suç işlediği tam olarak ispatlanamazsa sanık suçsuz kabul edilir ve beraatine karar verilir.

Tüm delillere rağmen, hakim ispatlamaya çalışılan olay için kafasında hala ‘’acaba’’ sorusunu taşıyorsa şüphe söz konusudur ve bu durum sanık lehine değerlendirilmeli yani sanığa beraat kararı verilmelidir.

Sanığın suçu işlediği hukuka uygun somut delillerle ispat edilmiş ancak ne zaman işlediği ispatlanamamışsa, şüpheden sanık yararlanır. Örneğin; hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi, cezayı artıran nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Sanığın hırsızlık suçunu işlediği ispatlanmış ancak gündüz mü gece mi işlediği ispatlanamamışsa şüpheden sanık yararlanır ve sanık hırsızlık suçunun basit halinden cezalandırılır.


Hırsızlık Suçu hakkında daha detaylı bilgi almak için içeriğimize göz atabilirsiniz.


Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi ile Masumiyet Karinesi Arasındaki İlişki

Masumiyet karinesine göre suçu mahkeme tarafından ispatlanmayan kimse suçlu sayılamaz. Masumiyet karinesi Anayasamızın 38. maddesinin 4. fıkrasında ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinin 2. fıkrasında güvence altına alınmıştır. Masumiyet karinesi, suçun muhakemesi yani soruşturma ve kovuşturma aşamasında şüpheli ve sanığın suçu işlediği ispatlanmadan önce, sanığın itibarının korunmasını amaçlar.

Kendisine bir suç isnat edilen şüpheli veya sanığın mahkeme kesin hükme varmadan suç işlediği ispatlanamamıştır. Dolayısıyla yargılanan kişinin suçlu olduğunu ispatlamadan suçlu muamelesi yapılması, şüpheli veya sanığın itibarında geri dönülemez zedelenmeye sebep olabilir. Masumiyet karinesi, henüz yargılanmakta olan şüpheli veya sanığın itibarını korumayı amaçlar. Ceza muhakemesinin iki temel amacı vardır.

Birincisi, suç işlediği sabit olan suçluyu cezalandırmak, ikincisi ise suç işlemeyen kişinin cezalandırılmasını önlemektir. Bundan dolayı şüpheden sanık yararlanır ilkesi ile masumiyet karinesi doğrudan öne çıkmaktadır. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi, yargılanmakta olan kişinin işlediği suçun mahkeme tarafından ispatlanmadan hüküm giymesini engellerken, masumiyet karinesi ise suçu henüz ispatlanmamış kişiyi, suçu ispatlanana kadar suçsuz kabul eder. Dolayısıyla şüpheden sanık yararlanır ilkesi ile masumiyet karinesi birbirini tamamlayan iki önemli unsurdur.


Ceza Hukuku alanında merak ettiğiniz diğer konular hakkında da bilgi sahibi olmak için ilgili kategorimize göz atabilirsiniz.


Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi (CMK 2232-e)
Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi (CMK 2232-e)

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Ceza Muhakemesinin Hangi Aşamasında Uygulanır?

Ceza muhakemesi, soruşturma ve kovuşturma aşamalarından oluşur. Bir suç işlediği ile ilgili kendisi hakkında basit bir şüphe duyulan hakkına muhakeme işlemleri başlatılan kişi “şüpheli” sıfatını alır. Soruşturma aşamasında şüphelinin karakol ve savcılık tarafından ifadesi alınır ve savcılık, şüpheliyi sulh ceza hakimliğine sevk eder. Sulh ceza hakimi, şüpheliyi sorgular ve muhakemenin nasıl devam edeceği hakkında karar verir (tutuklama, adli kontrol şartıyla serbest bırakılma vs.).

Şüphelinin suç işlediğine yönelik makul şüphe mevcutsa savcılık, şüpheli hakkında bit iddianame hazırlar. Şüphelinin iddianamesi tamamlandıktan sonra iddianamenin görevli ve yetkili mahkeme tarafından kabul edilmesiyle birlikte kovuşturma aşaması başlar. Kovuşturma aşaması başladığı andan itibaren şüpheli kavramı artık yerini ‘’sanık’’ kavramına bırakır. Yani kısacası, kendisine suç isnat edilen kişine soruşturma aşamasında şüpheli, kovuşturma aşamasında ise sanık denir.

Şüpheden sanık yararlanır ilkesi ancak kovuşturma aşamasında uygulanabilir bir ilkedir. Halihazırda ilkede zaten şüpheden sanığın yararlanabileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla bu ilke soruşturma aşamasında uygulanamaz. Ancak soruşturma aşamasında kendisi hakkında herhangi bir şüphe bulunmayan kişi için savcılık kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (kyok), yani takipsizlik kararı verir. Daha net bir şekilde açıklamak gerekirsek:

Ceza hukukunda birtakım şüphe türleri vardır (Basit şüphe, makul şüphe, yeterli şüphe, kuvvetli şüphe). Bir kişinin suç işlediği iddiasıyla kendisine karşı soruşturma açılması için basit şüphe yeterlidir. Basit şüphe, bir suçun işlendiğinin izlenimini veren en düşük seviyedeki şüphedir. Örneğin; karakola gelen ‘’X kişisinin evinde uyuşturucu var’’ ihbarı basit şüphedir. Suç işlediği iddia edilen kişi hakkında iddianame hazırlanıp ardından kovuşturma aşamasına geçmek için ise makul şüphe olmalıdır. Makul şüphe, somut olgulara dayanmalıdır.

Az önce verdiğimiz örnekten devam etmek gerekirsek, ihbar eğer doğruysa ve X kişisinin evinden uyuşturucu çıktıysa bu makul şüphedir ve iddianamenin görevli ve yetkili mahkeme tarafından onaylanmasıyla beraber kovuşturma aşaması başlar. Kovuşturma aşamasına geçildikten sonra muhakemenin tamamlanması için yukarıda sayılan hiçbir şüphe türünün bulunmaması gerekir. Örneğin; failin evinde uyuşturucu bulunması, faile ceza verilmesi için yeterli olmayabilir (diğer kantılar bir kenara bırakılarak bu örneğe yer verilmiştir.)

Failin, uyuşturucuyu kullanmak için mi yoksa satmak için mi bulundurduğu, uyuşturucunun faile mi ait olduğu (çünkü uyuşturucuyu eve gelen misafir failden habersiz de getirmiş ve eve bırakmış olabilir) ortaya konamamıştır. Evet failin evinden uyuşturucu çıkması, suçu işlediği konusunda bir şüphe bulundurmaktadır. Ancak failin evinden uyuşturucu çıkması başka kanıtlara dayandırılamazsa ortada bir şüphe söz konusudur ve şüphe derecesi ne olursa olsun, yani kuvvetli şüphe bile olsa sanığın beraatine karar verilir. Ceza verilebilmesi için sanığın uyuşturucuyu kendisi temin ettiği ve ne amaçla kullanacağı mahkeme tarafından ispatlanmış olmalıdır.

Hukuka Aykırı Delillere Dayanma Yasağı

Ceza muhakemesinde hukuka aykırı olarak toplanan deliller hükme esas alınamaz. Yani hakim, sanık hakkında hüküm verirken hukuka aykırı delillere dayanarak bu hükmü veremeyecektir. Halihazırda bulunan şüphe, eğer hukuka aykırı delillerle giderilmiş ve hüküm bu hukuka aykırı delillere dayanarak verilmişse üst mahkeme, verilen mahkumiyet kararını bozacaktır. Sonuç olarak şüphe, hukuka aykırı delillerle giderilemez.

Şüpheden Sanığın Yararlanması Gerekçesiyle Beraat Kararının Hukuk Davalarına Etkisi

Hukuka aykırı bir davranış hem ceza muhakemesinin hem de hukuk muhakemesinin dava konusunu aynı anda içerebilir. Örneğin; bir kişi, bir başkasının malına zarar verirse mağdurun savcılığa ya da kolluğa şikayeti üzerine mala zarar veren kişi hakkında ceza davası süreci başlatılır. Ceza davalarındaki mağdurun yaşadığı zararlar karşılanmaz.  Mağdur, malına zarar verildiği için birtakım zararlara uğramıştır. İsterse, bu zararların giderilmesi için hukuk mahkemesine maddi/manevi tazminat davası açıp mahkemeden zararının giderilmesini talep edebilir. Bu durumda mala zarar verme eyleminin hem ceza hukuku bağlamında hem de borçlar hukuku kapsamında bir sonucu olur.

Ancak hukuk mahkemesi hakimi, ceza mahkemesinin hakiminin verdiği karara doğrudan doğruya bağlı değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 74.maddesine göre hakim, zarar meydana getiren kişinin kusurunu belirlerken ceza hukukunun sorumluluklarına ve ceza hakiminin vermiş olduğu beraat kararına bağlı değildir. Ceza hakiminin kusurun ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da hukuk hakimini bağlamaz.

Yukarıda verdiğimiz örnekle devam etmek gerekirse, mala zarar verme suçundan beraat etmiş kişinin tazminat hakkı doğabilir. Somut olaydaki bulgulara göre hukuk mahkemesi, davacının malına zarar verildiği için davalının hakkaniyete uygun bir tazminat ödemesine karar verebilir. Tabii yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere bunun için davacının hukuk mahkemesinden tazminat talebinde bulunması gerekmektedir.


Mala Zarar Verme Suçu hakkında daha detaylı bilgi edinmek için içeriğimize göz atabilirsiniz.


Ceza mahkemesi tarafından verilen kararın hukuk mahkemesi açısından bağlayıcı olmadığını kısaca açıkladığımıza göre şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince hakkında suç işlediği ile ilgili yeterli delil bulunmayıp beraat kararı alan bir kişinin davranışının hukuk mahkemesi açısından sonuçlarını inceleyebiliriz. Kendisi hakkında hüküm verilmesi için yeterli şüphe olmadığı sebebiyle beraat kararı alan kişi hukuki sorumluluktan kesin bir şekilde kurtulamaz.

Çünkü hukuk ve ceza muhakemelerinde ispat standartları ve sorumluluk rejimleri farklılık gösterir. Ceza hukukunda, suç işlediği somut delillerle ispat edilemeyen kişi şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraat etmesi gerekirken, borçlar hukuku kapsamında değerlendirdiğimizde hukuk mahkemesi hakimi, kusursuz sorumluluk ya da daha düşük bir ispat eşiği ile tazminat kararı verebilir.

Hukuk mahkemesi hakimlerinin ceza mahkemesi hakimlerinden çok daha fazla takdir yetkisi vardır. Hukuk mahkemesi hakimi, haksız davranışı sonucunda tazminat sorumlusu olan kişinin olay esnasındaki davranışını ve bu davranışın sonucunu kavrayıp kavrayamadığını (ayırt etme gücü) somut delillere bakılmaksızın serbestçe takdir eder. Ancak ceza mahkemesinde bu durum böyle değildir. Ceza mahkemesi hakimleri, mahkumiyet kararı verebilmek için somut deliller doğrultusunda hareket etmek zorundadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1378, K. 2021/1135, T. 30.09.2021)

Ceza mahkemesinin beraat kararı TBK 74 gereğince hukuk mahkemesini bağlamasa da ceza mahkemesinde sabit kabul edilen maddi olgulara hukuk mahkemesi hakimi bağlıdır. Çünkü ceza mahkemesi, re’sen araştırma ilkesi gereğince meydana gelen olayı kendiliğinden araştırır ve olayla ilgili tüm delilleri hukuka uygun olmak şartıyla toplamaya çalışır. Yani, hukuk mahkemesinden daha kapsamlı bir çalışma yürütür.

Ceza mahkemesinin kararından sonra hukuk hakiminin yeniden araştırma yapması usul ekonomisine aykırıdır. Usul ekonomisi, davanın yürütüldüğü sırada devletin parasının gereksiz yere harcamasını engellemeye çalışan bir hukuk muhakemesi ilkesidir. Bu ilke, muhakeme sürecince devlete ekstra bir mali yük oluşmasını engeller. Dolayısıyla hukuk hakiminin aynı olay üzerinde yeniden inceleme talep etmesi usul ekonomisine aykırıdır. Yargıtay’ın görüşü de bu şekildedir. Söz konusu karar aşağıda verilmiştir:

Dava, haksız fiil nedeniyle meydana gelen zararın tazminine ilişkindir. Ceza mahkemesi tarafından verilen beraat kararı, hukuk hakimini bağlamaz. Ancak gerek doktrinde gerekse Yargıtay kararlarında sabit olduğu üzere ceza hakiminin tespit etmiş olduğu maddi olaylara hukuk hakiminin tamamen bağlı olduğu kabul edilmiştir. Ceza mahkemesinde olayın varlığı ya da yokluğu kesinleşmişse aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması söz konusu olamaz. Söz konusu olayda davacılardan birinin şikayeti sonucunda davalı, hakaret eylemi sebebiyle özel hukuk mahkemesinde yargılanmıştır ve dava derdest olmuştur. Mahkeme bu durumda ceza davasının sonucunu beklemelidir.’’ (Yargıtay. 8. Hukuk Dairesi. 10.10.2017, E. 2017/3997, K. 2017/12596)

Susma Hakkı ve Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Arasındaki İlişki

Susma hakkı, kaynağını Anayasamızdan alan ve şüpheli/sanığın en temel haklardan biridir. Buna göre hiç kimse kendisini ya da yakınlarından birini suçlu göstermeye ya da delil sunmaya zorlanamaz. Aynı zamanda şüpheli/sanık kendisine yönetilen sorulara cevap vermekten de kaçınabilir.

Kovuşturma esnasında sanığın susma hakkını kullanması, sanığın suçlu olduğuna yönelik bir ispat doğurmaz. Çünkü sanıktan kendi suçunu itiraf etmesi ya da suçun ortaya çıkması için delilleri sunması doğal olarak kendisinden beklenemez. Mahkeme, suçun varlığını delilleriyle beraber ispat etmek zorundadır. Yani, sanık suçsuz olduğunu değil, mahkeme sanığın suçlu olduğunu ispatla yükümlüdür. Sanık, kendisine yönetilen sorulara sessiz kaldığı zaman bu durum suç işlediğine ilişkin kesin bir sonuç doğurmaz. Dolayısıyla mahkeme tarafından kendisine yönetilen sorulara cevap vermeyen sanık da mahkeme suçlu olduğunu somut ve hukuka uygun delillerle ispatlayamazsa şüpheden yararlanır ve kendisi hakkında beraat kararı verilir.

 

Ceza Hakimi Kanaati Doğrultusunda Ceza Verebilir Mi?

Bu başlığın cevabını yukarıdaki ilgili başlıklar içerisinde vermiş olsak da bir başlık altında toplayıp açıklamakta fayda vardır. TCK, hakimlere çok dar kapsamlı bir takdir yetkisi vermiştir. Örneğin; basit yağma suçunu işleyen fail 6 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılır. Hakim burada 6 yıl ila 10 yıl arasında kaç yıl ceza vereceğini kendisi takdir eder. Ancak bu takdir yetkisi bile TCK’nin 61.maddesinde belirlenmiştir.

Yani hakimin takdir yetkisini nasıl kullanacağı kanunla şekillenmiştir. Kısaca hakim, hapis cezasını belirlerken kanundaki sürelere uymak zorundadır. Kanun koyucunun hakime takdir yetkisi tanıdığı durumda ise (az önceki yağma örneği) hakim TCK 61’deki şartlara göre hapis cezasını takdir eder. Örneğin; hakim, suçun işleniş biçimini, suç işlenirken kullanılan araçları, suçun işlendiği zamanı ve yeri, meydana gelen zararı vs. dikkate alarak cezayı belirleyebilir.

Halihazırda çok dar kapsamlı olan takdir yetkisi bile katı kurallara bağlanmıştır. Yani ceza mahkemesi hakimi, hukuk mahkemesi hakimi gibi kanaati doğrultusunda ceza veremez. Sadece kesinleşmiş bir suç sonucunda hapis cezası verirken takdir yetkisi mevcuttur. Söz konusu takdir yetkisini kullanırken de TCK 61’deki hususlara bağlı kalmak zorundadır. Hukuk mahkemelerindeki hakimin takdir yetkisinin daha geniş olması, ceza mahkemesi hakimi açısından söz konusu olamaz.

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yargıtay Kararları
Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yargıtay Kararları

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi İle İlgili Yargıtay Kararları

  • Olayın İspatlanamamasından Dolayı Sanığın Beraat Etmesi (Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2010-/4-207 K. 2010/238)

Somut olayda mahkeme, sanığın bir suçtan dolayı cezalandırılmasının temel şartını, suçun herhangi bir şüpheye yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır düşüncesine dayandırmıştır. Buna göre aydınlatılmamış olan olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanamaz ve sanık hakkında hüküm tesis edilemez. Mahkumiyet, bir iddiaya değil kesin ve açık ispata dayanmalıdır. Yüksek ihtimale dayanarak da sanığa ceza verilemez.

  • Suçun Gündüz Vakti mi Gece Vakti Mi İşlendiğinin Tespiti Bakımından Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi (Yargıtay 17. Ceza Dairesi 2017/429 E. , 2018/16372 K.)

Suç tarihi olan 5 Şubat 2013 tarihinde güneşin 16.57’de batmıştır. TCK’nin 6.maddesine göre güneşin battığı saatten 1 saat sonrasına kadar gündüz vakti kabul edilir. Gece/gündüz vakti ayrımı, cezanın artması açısından ceza hukukunda belirleyici bir faktördür. Yani olayda gece vakti 17.57’den itibaren kabul edilmelidir. Sanığın hırsızlık suçunu 17.00-18.00 arasında işlediği sabit olsa da gece vakti işlendiği kabul edilerek verilen ceza tayini, bozma sebebi kabul edilmiştir ve suçun gündüz vakti işlendiği kabul edilerek söz konusu şüphe, sanığın lehine değerlendirilmiştir.

  • Uyuşturucu Madde Kullanımında veya Ticaretinde Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi (Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2015/11824 E. , 2016/7901 K.)

Somut olayda üzerinde herhangi bir uyuşturucu maddeye rastlanmayan ve uyuşturucu testi negatif çıkan kişinin kullandığı maddelerin uyuşturucu olup olmadığı konusunda net bir durum söz konusu olmadığından sanığın beraatine karar verilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Şüpheden Sanık Yararlanır Ne Demek?

Yargılanmakta olan bir sanığın suç işleyip işlemediğine dair bir şüphe mevcutsa, bu şüpheden sanık yararlanır ve CMK’nin 223.maddesi uyarınca bu durumda sanığa beraat kararı verilmelidir. Ceza muhakemesinde sanığa bir olgunun ispatının yüklenmesi ve bu olgunun ispat edilememesi halinde sonuçlarının kendisine yüklenilmesi yani failin cezalandırılması mümkün değildir. Sanık, suçsuz olduğunu ispatlamak zorunda değildir ancak sanığın cezalandırılabilmesi için mahkeme sanığın suçlu olduğunu ispat etmek zorundadır.

CMK 223/2-e Nedir?

CMK 223/2-e hükmü, suçu sabit olmayan sanığın beraat alması gerektiğini belirtir. Bu hükme göre suç işlediği hukuka uygun ve somut delillerle ispatlanamamış olan sanığa beraat kararı verilmelidir.

Delil Yetersizliğinden Nasıl Beraat Edilir?

Mahkeme, sanık hakkında mahkumiyet kararı verebilmek için somut ve hukuka uygun delilere dayanmak zorundadır. Sanığın suçu işlediği konusunda kesin delil yoksa, delil yetersizliği söz konusudur ve suçu işlediği kesin delillerle ispatlanamadığından sanık hakkında beraat kararı verilmelidir. Mahkeme, delil yetersizliğinden dolayı beraat kararını kendiliğinden verir. Ancak sanığın avukatının, delil yetersizliği nedeniyle beraat talebini mahkemeye sunması sanık açısından faydalı olacaktır.

Her Türlü Şüpheden Uzak, Kesin ve İnandırıcı Delil Bulunmaması Ne Demek?

Deliller, bir kişinin suç işlediğini gösteren en önemli bulgulardır. Delillerin, suçun işlendiğini doğrudan ispatlaması gerekir. Örneğin; kendisine kasten öldürme suçu isnat edilen sanığın, olay esnasında cinayet mahalinde bulunması, kendisi hakkında mahkumiyet kararı verilebilmesi için tek başına yeterli bir delil değildir. Cinayet işlenen silah onun elinde miydi? Mağdur ile arasındaki ilişki nasıldı? gibi bir çok sorunun somut delillerle cevaplandırılıp kasten öldürme suçunu sanığın işlediğinin sabit olduğu halde sanık kasten öldürmeden cezalandırılır. Olay esnasında cinayet mahalinde bulunması kesin delil niteliği taşımamaktadır.

Susma Hakkı Ne Demek?

Susma hakkı, kaynağını Anayasamızdan alan ve şüpheli/sanığın en temel haklardan biridir. Buna göre hiç kimse kendisini ya da yakınlarından birini suçlu göstermeye ya da delil sunmaya zorlanamaz. Aynı zamanda şüpheli/sanık kendisine yönetilen sorulara cevap vermekten de kaçınabilir.

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Ceza Muhakemesinin Hangi Aşamasında Uygulanır?

Şüpheden sanık yararlanır ilkesi ancak kovuşturma aşamasında uygulanabilir bir ilkedir. Halihazırda ilkede zaten şüpheden sanığın yararlanabileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla bu ilke soruşturma aşamasında uygulanamaz.

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi İle Masumiyet Karinesi Arasında Bir İlişki Var Mıdır?

Şüpheden sanık yararlanır ilkesi, yargılanmakta olan kişinin işlediği suçun mahkeme tarafından ispatlanmadan hüküm giymesini engellerken, masumiyet karinesi ise suçu henüz ispatlanmamış kişiyi, suçu ispatlanana kadar suçsuz kabul eder. Dolayısıyla şüpheden sanık yararlanır ilkesi ile masumiyet karinesi birbirini tamamlayan iki önemli unsurdur.

Hukuka Aykırı Delillere Dayanılarak Ceza Verilirse Ne Olur?

Ceza muhakemesinde hukuka aykırı olarak toplanan deliller hükme esas alınamaz. Yani hakim, sanık hakkında hüküm verirken hukuka aykırı delillere dayanarak bu hükmü veremeyecektir. Halihazırda bulunan şüphe, eğer hukuka aykırı delillerle giderilmiş ve hüküm bu hukuka aykırı delillere dayanarak verilmişse üst mahkeme, verilen mahkumiyet kararını bozacaktır. Sonuç olarak şüphe, hukuka aykırı delillerle giderilemez.

Şüphe Gerekçesiyle Beraat Kararının Hukuk Davalarına Etkisi Var Mıdır?

Hukuk mahkemesi hakimi, ceza mahkemesinin hakiminin verdiği karara doğrudan doğruya bağlı değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 74.maddesine göre hakim, zarar meydana getiren kişinin kusurunu belirlerken ceza hukukunun sorumluluklarına ve ceza hakiminin vermiş olduğu beraat kararına bağlı değildir. Ceza hakiminin kusurun ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da hukuk hakimini bağlamaz.

Ceza mahkemesinin beraat kararı TBK 74 gereğince hukuk mahkemesini bağlamasa da ceza mahkemesinde sabit kabul edilen maddi olgulara hukuk mahkemesi hakimi bağlıdır. Çünkü ceza mahkemesi, re’sen araştırma ilkesi gereğince meydana gelen olayı kendiliğinden araştırır ve olayla ilgili tüm delilleri hukuka uygun olmak şartıyla toplamaya çalışır. Yani, hukuk mahkemesinden daha kapsamlı bir çalışma yürütür.

Ceza mahkemesinin kararından sonra hukuk hakiminin yeniden araştırma yapması usul ekonomisine aykırıdır. Usul ekonomisi, davanın yürütüldüğü sırada devletin parasının gereksiz yere harcamasını engellemeye çalışan bir hukuk muhakemesi ilkesidir. Bu ilke, muhakeme sürecince devlete ekstra bir mali yük oluşmasını engeller. Dolayısıyla hukuk hakiminin aynı olay üzerinde yeniden inceleme talep etmesi usul ekonomisine aykırıdır

Ceza Hakimi Kanaati Doğrultusunda Ceza Verebilir Mi?

Ceza mahkemesi hakimi, hukuk mahkemesi hakimi gibi kanaati doğrultusunda ceza veremez. Sadece kesinleşmiş bir suç sonucunda hapis cezası verirken takdir yetkisi mevcuttur. Söz konusu takdir yetkisini kullanırken de TCK 61’deki hususlara bağlı kalmak zorundadır. Hukuk mahkemelerindeki hakimin takdir yetkisinin daha geniş olması, ceza mahkemesi hakimi açısından söz konusu olamaz.

MEHMET KIŞLIK

Hukuki Bilgi ve Destek

Profesyonel hukuki destek almak, hukuki sürecinizde haklarınızın en iyi şekilde savunulması için gereklidir. Bu nedenle hak kaybı yaşamamak adına profesyonel bir avukat desteği almak son derece önemli olacaktır.

İstanbul Avukat Adresi:

Teşvikiye Mahallesi Hüsrev Gerede Caddesi No:104 Kat:4 Nişantaşı/Şişli/İstanbul

İstanbul Avukat Telefon Numarası:

+90 212 890 50 24

E-Posta Adresi:

info@temizerhukuk.com