Başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçu, suç işlemiş kişinin kendisine ait olmayan yani başkasına ait olan bir kimlik veya kimlik bilgilerini ibraz etmesi ve o kişi hakkında yargılama yapılmasını sağlamasına dair bir suçtur. Bu suç Türk Ceza Kanunu madde 268’ de düzenlemiş olup aslında Türk Ceza Kanunu madde 267’ deki iftira suçunun bir özel görünümü niteliğindedir. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu TCK m.268’de düzenlemekte olup yaptırımı konusunda TCK m.267’de düzenlenen iftira suçuna atıf yapılmaktadır.
İçindekiler
- 1 Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçu Tanımı ve Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK m. 268) Yeri
- 2 Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçunun Unsurları
- 3 Herkes Fail Olabilir Mi? Fail Ve Mağdur Kimdir?
- 4 Suç Ne Zaman Suç Oluşur?
- 5 TCK 206 (Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan) ile Farkı
- 6 Hangi Durumlarda TCK 206, Hangi Durumlarda TCK 268 Uygulanır?
- 7 Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçunun Cezası
- 8 Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılmasının Temel Cezası ve Artırım Halleri 2026
- 9 Etkin Pişmanlık ve Ceza İndirimi İmkanı
- 10 Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması
- 11 Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Kararı Verilebilir Mi?
- 12 Hapis Cezasının Seçenek Yaptırımlara Çevrilmesi
- 13 Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçu ile İlgili Yargıtay Kararları
- 14 Sıkça Sorulan Sorular
- 15 Ceza Davalarında Avukatın Rolü ve Savunma Stratejisinin Önemi
Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçu Tanımı ve Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK m. 268) Yeri
Bu suç tipi failin, başkasının kimliğini veyahut kimlik bilgilerini kullanarak işlediği suçta olacak olan soruşturma, kovuşturma aşamasının kendisine değil bilgilerini kullandığı kişiye karşı yapılıp yetkili makamın aldatılması şeklinde oluşur. Bu noktada Fail, yetkili makamlar önünde kendi gerçek kimliğini gizleyip işlediği suçun bir başkası tarafından işlenmiş gibi görünmesini veya en azından kendisinin tespit edilememesini sağlamaktadır.
Bu suç tipi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Adliyeye Karşı Suçlar” başlıklı bölümünün 268. maddesinde düzenlenen bu suç için “İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır” ifadesi kullanılır olup suçun yaptırımı bakımından TCK madde 267′ deki iftira suçuna atıf yapılmaktadır. Buna göre de TCK madde 267’ deki yaptırım şu şekilde ifade edilmektedir:
- Masum olduğunu bildiğiniz birine halde ona suç atmak suçun unsurudur.
- Polise gitmek, savcıya dilekçe vermek veya internette yaymak suçun oluşması için yeterli olmaktadır.
- İftira atmanın cezası 1 yıldan 4 yıla kadar temel hapis cezasıdır.
- Sadece yalan söylemeyip bir de sahte kanıt (sahte belge, iz vb.) uydurulması halinde ceza yarı oranında artar.
- İftira yüzünden bir kişinin hapse girmesi durumunda bunu yapan asıl bu suçu işleyen kişi de o kişiyi kaçırmış veya alıkoymuş gibi ekstra ceza almaktadır.
- İftira atılan kişinin müebbet hapis cezası alması durumunda buna sebep olan kişinin cezası da 20-30 yıla kadar çıkabilir.
- İftira atılan kişinin masum olduğu mahkemece ispatlandığı an başlar.
- Medyada iftira atılması halinde, yapan kişinin suçlu olduğu yine aynı medya kanallarıyla ilan edilir ve parası yapan kişiden alınır.
Ceza Hukuku kategorimizi ziyaret ederek, Ceza Hukuku ile ilgili diğer konular hakkında da bilgi edinebilirsiniz.

Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçunun Unsurları
Bu suçun oluşabilmesi için kanunda düzenlenen suç tipinin maddi ve manevi unsurlarının yani tipiklik unsurlarının gerçekleşmesi gerekmekte olup bu unsurları aşağıda detaylıca anlatmış olacağız.
Yargıtay Ceza Kurulu’nun 2014/307 Karar sayılı kararında geçen ifade gereğince “5237 sayılı TCK’nun “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” başlıklı 268. maddesi; “İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş, madde gerekçesinde bu suçun iftira suçunun özel bir işleniş şekli olduğu ifade edilmiştir.
Kanuni düzenlemeye göre, kişinin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanması yaptırıma bağlanmış, bu suçun iftira suçunun özel bir görünüş şekli olduğu madde gerekçesinde açıkça belirtilmiştir. Buna göre, failin işlediği suç nedeniyle hakkında başlatılan soruşturma veya kovuşturmada, kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, muhakeme sürecini yürüten yetkili makamlara gerçekte var olan bir başkasının kimliğini veya kimlik bilgilerini kendi bilgileriymiş gibi vermesi halinde suç oluşacaktır.
Bununla birlikte, suçun oluşabilmesi için, daha önce işlenmiş bir suçun varlığı gerekmektedir. Diğer bir anlatımla fail işlemiş olduğu suç nedeniyle ve suçu işledikten sonra kendi kimliğini gizleme gayreti içine girmeli ve başkasına ait olduğunu bildiği kimlik veya kimlik bilgilerini yetkili mercilere vermelidir. Aksi halde bu suçun oluştuğundan bahsetmek mümkün değildir. Buna karşın, soruşturma ve yargılama makamlarını yanıltmak amacıyla suçun işlenmesinden önce yapılan sahtecilik eylemleri veya hileli davranışlar niteliğine göre sahtecilik suçunu oluşturabilecektir.
Nitekim öğretide de; başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun oluşması için daha önce işlenmiş ve soruşturma ya da kovuşturmaya konu olmuş bir suçun işlenmiş olması gerektiği belirtilmektedir. (Kerim Çakır, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu‘nda Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçu, Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan, İstanbul, 2013, s. 1553). Bu noktada hem ilgili kanun metninden hem de Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarından yola çıkarak bu suç tipinin unsurlarını şu şekilde sıralayabilmekteyiz:
- Bu suç tipinin en temel şartı, failin daha önce işlediği (veya işlediği iddiasıyla soruşturmaya konu olan) somut bir suçun bulunması şartı olup failin herhangi bir suç işlemeden, sadece kimliğini gizlemek amacıyla başkasının bilgilerini verirse, bu suç tipi değil, durumun niteliğine göre “Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan” (TCK 206) veya “Kimliği Bildirmeme Kabahati” oluşturmaktadır.
- Failin özel bir kastla hareket etmesi gerekir olup bu durum suç tipinin manevi unsurudur. Bu amaç, işlediği suç nedeniyle hakkında yapılacak olan adli işlemleri (soruşturma veya kovuşturmayı) engellemek şeklinde özgü bir amaç olmalıdır. Cezanın infazından kaçmak veya sadece yakalanmamak için kimlik bilgilerini kullanmak Yargıtay tarafından bu suç kapsamında değerlendirilmemekte, TCK 206 Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan suçu kapsamında görülmektedir.
- Kullanılan kimliğin veya kimlik bilgilerinin (ehliyet, nüfus cüzdanı, isim-soyisim, ana-baba adı vb.) gerçekte var olan ve yaşayan bir kişiye ait olması gerekmektedir. Hayali, uydurma veya ölmüş bir kişinin bilgilerinin kullanılması durumunda iftira tehlikesi doğmayacağı için bu suç oluşmaz olup eylem TCK 206 kapsamına girecektir.
- Yetkili Makamlara Beyanda Bulunma: Failin bu bilgileri, soruşturma veya kovuşturma işlemlerini yürütmekle görevli yetkili mercilere (polis, jandarma, savcılık, mahkeme gibi) vermesi gerekir. Örneğin, sahte kimlikle birinden araç kiralamak veya banka hesabı açmak bu suçu değil, dolandırıcılık veya sahtecilik suçlarını oluşturur. Zaten bu suç Adliye’ye Karşı İşlenen Suçlar başlığı altında düzenlenmektedir.
- Bu suç bir soyut tehlike suçudur. Yani suçun tamamlanması için kimlik bilgileri kullanılan mağdurun fiilen zarara uğraması veya hakkında dava açılması şartı olmayıp soruşturmanın bu kişiye yönelme riskinin ortaya çıkması, suçun oluşması için yeterli olmaktadır.
- Bazı görüşlere göre bir resmi belge düzenlenmesi zorunluluğu olabilmektedir. Yani beyanın hukuki sonuç doğurabilmesi için kamu görevlisi tarafından bu beyana dayanılarak bir resmi belgenin (tutanak, rapor vb.) düzenlenmiş olması gerekmektedir. Eğer kamu görevlisi beyandan şüphelenip hemen gerçek kimliği tespit ederse ve başkası adına hiçbir evrak düzenlenmezse suçun oluşmayacağı kabul edilmektedir.
Herkes Fail Olabilir Mi? Fail Ve Mağdur Kimdir?
Türk Ceza Hukukunda fail kişi suçu işleyen ve soruşturma aşamasındaki şüpheli, kovuşturma aşamasındaki sanıktır. Failin temel amacı, işlediği bu suçtan dolayı kendisine yönelecek adli işlemleri engellemek için kendi gerçek kimliğini gizlemek şeklindedir. Bu suç tipinde kanun koyucu özgü bir fail aramamaktadır yani herkes bu suç tipinde fail olabilmektedir. Yani başkasının kimliğiyle veya kimlik bilgilerini kullanarak bu suçu işleyen herkes fail olabilmektedir.
Mağdur ise suçtan zarar gören kişi olup bu suçun mağduru, kimliği veya kimlik bilgileri izinsiz olarak kullanılan gerçek kişidir. Ve bununla beraber bu suçun mağdurunun yaşayan gerçek kişi olması şartı aranmaktadır. Ölü veyahut hiç var olmamış bir kişi suçun mağduru olamaz.
Suç Ne Zaman Suç Oluşur?
Bu suç tipi TCK madde 267 iftira suçunun bir özel görünüş biçimi olarak adliyeyi yanıltan bir suç tipi şeklinde düzenlenmektedir. Suçun oluşabilmesi için tipiklik şartlarının yani kanunda düzenlenen şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartları da şu şekilde açıklayabiliriz: Bu suç bir tehlike suçu olup failin başkasına ait bilgileri beyan etmesi veya kimliği ibraz etmesiyle suç tamamlanmaktadır. Mağdurun fiilen zarara uğraması veya hakkında dava açılması şart değildir; soruşturmanın mağdura yönelme riskinin doğması yeterli olacaktır.
TCK 206 (Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan) ile Farkı
TCK 206, bir resmi belgeyi düzenlemekle yetkili kamu görevlisine yalan beyanda bulunulmasının cezalandırılmasını düzenlemekte iken TCK 268 daha özel ve adli süreci koruyan bir düzenleme olmakta olup Adliye’ye karşı İşlenen Suçlar başlığı altında düzenlenmektedir.
Bu iki madde arasındaki farklara değinmemiz gerekirse TCK 206 “genel”, TCK 268 ise “özel” bir madde olup TCK 268’de fail bir suç soruşturmasından kaçmayı amaçlarken TCK 206’da fail herhangi bir amaçla hareket edebilmektedir. Ayrıca TCK 268’de mutlaka gerçek ve yaşayan birinin bilgileri kullanılırken, TCK 206’da hayali veya ölmüş birinin bilgileri de kullanılabilmektedir.
Resmi Belgede Sahtecilik Suçu ile ilgili de bilgi almak isterseniz, ilgili içeriğimize göz atabilirsiniz.
Hangi Durumlarda TCK 206, Hangi Durumlarda TCK 268 Uygulanır?
Yargıtay kararlarından hareketle uygulamada hem TCK 206’nın hem de TCK 268’in uygulanma kriterlerini aşağıdaki biçimde inceleyebiliriz: TCK 268’in uygulandığı durumlar ise şu şekilde ifade edilmektedir:
- Bir kişinin suç işlerken (örneğin hırsızlık) yakalanması durumunda polis tutanağına gerçek bir kişinin (örneğin kardeşinin) bilgilerini yazdırması durumunda bu suç tipi uygulanır.
- promil üzerinde alkollü araç kullanırken (trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu) yakalanan kişinin başkasının ehliyetini vermesi durumu.
- Failin başkasının ismini verip o kişi hakkında adli bir soruşturma veya dava açılmasına sebebiyet vermesi hali.
Bunlara ek olarak TCK 206’nın uygulandığı durumlar ise aşağıdaki gibidir:
- Failin işlediği söz konusu eylemin suç değil de “kabahat” (örneğin trafik kuralı ihlali, 1.00 promil altı alkol) niteliğinde olması halinde idari yaptırımdan kurtulmak için yalan beyan vermesi.
- Failin hayali (uydurma) bir isim vererek resmi belge düzenletmesi.
- Hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet olan failin, sadece yakalanmamak/infazdan kaçmak amacıyla başkasının ismini vererek sorgu tutanağı düzenletmesi. (yeni bir soruşturmayı engelleme amacı yoksa tabi)
- Failin sahte kimlik bilgilerini adli makamlara değil de; bankaya, otele veya telefon bayiine vererek işlem yaptırması halleri. ( Burada dolandırıcılık veya sahtecilik suçları da gündeme gelebilecektir.)
Ayrıca belirtelim ki fail yalan beyanda bulunur ancak kamu görevlisi durumu hemen fark edip hiçbir resmi belge düzenlemezse, bu durumda suç değil; Kabahatler Kanunu m. 40 uyarınca “kimliği bildirmeme” kabahati oluşur olup idari para cezası verilecektir.
Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçunun Cezası
Bu suçun cezası bakımından TCK madde 267’ye atıf yapılmaktadır. Bu noktada da bu suç TCK madde 267’ deki iftira suçunun bir özel görünümü niteliği taşımaktadır. Yani bu suç için müstakil bir ceza belirlenmemiştir. Bu noktada başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun cezası şu şekildedir:
- Masum olduğunu bildiğiniz birine halde ona suç atmak bu suçun gerçekleşmesi için temel unsurlardandır.
- Polise gitmek, savcıya dilekçe vermek veya internette yaymak suçun oluşması için yeterli olmaktadır.
- İftira atmanın cezası 1 yıldan 4 yıla kadar temel hapis cezasıdır.
- Sadece yalan söylemeyip bir de sahte kanıt (sahte belge, iz vb.) uydurulması halinde ceza yarı oranında artar.
- İftira yüzünden bir kişinin hapse girmesi durumunda bunu yapan asıl bu suçu işleyen kişi de o kişiyi kaçırmış veya alıkoymuş gibi ekstra ceza almaktadır.
- İftira atılan kişinin müebbet hapis cezası alması durumunda buna sebep olan kişinin cezası da 20-30 yıla kadar çıkabilir.
- İftira atılan kişinin masum olduğu mahkemece ispatlandığı an başlar.
- Medyada iftira atılması halinde, yapan kişinin suçlu olduğu yine aynı medya kanallarıyla ilan edilir ve parası yapan kişiden alınır.

Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılmasının Temel Cezası ve Artırım Halleri 2026
Bu suçun temel cezası “Yetkili makamlara karşı başkasının kimlik bilgilerini kullanan fail, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklindedir. Cezanın arttırımı için diyebiliriz ki fail, kimlik bilgilerini kullandığı kişi aleyhine maddi eser ve deliller uydurarak bu eylemi gerçekleştirmişse, ceza yarı oranında artırılır.
Kimliği kullanılan mağdur hakkında, gözaltı ve tutuklama dışında bir koruma tedbiri (örneğin adli kontrol) uygulanmışsa, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Eğer mağdur bu beyan nedeniyle gözaltına alınmış veya tutuklanmışsa, fail ayrıca “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
Mağdurun bu iftira sonucunda ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezasına mahkum olması halinde, fail hakkında yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Eğer bu cezanın infazına başlanmışsa, ceza bir kat daha artırılır.
Etkin Pişmanlık ve Ceza İndirimi İmkanı
Bu suç tipinde failin pişmanlık gösterip gerçek kimliğini açıklaması durumunda TCK madde 269 etkin pişmanlık hükümleri uygulanır. Buna göre TCK madde 269’a göre İftira edenin, mağdur hakkında adlî veya idari soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir.
Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme halinde, iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir. Etkin pişmanlığın;
- Mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi,
- Mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın yarısı,
- Hükmolunan cezanın infazına başlanması halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilebilir.
İftiranın konusunu oluşturan münhasıran idari yaptırım uygulanmasını gerektiren fiil dolayısıyla;
- İdari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın yarısı,
- İdari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilebilir.
Basın ve yayın yoluyla yapılan iftiradan dolayı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için, bunun aynı yöntemle yayınlanması gerekir.
Etkin Pişmanlık hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz, ilgili içeriğimize göz atabilirsiniz.
Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması
Bu suç tipinde sanık tarafından ve sanığın durumu gereğince gerekli şartların sağlanması ile erteleme veya hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı verilebilmektedir. Bu suç kapsamında mahkeme tarafından hükmedilen hapis cezası, belirli yasal şartların varlığı halinde doğrudan infaz edilmek yerine daha hafif sonuçlar doğuran ertelemem veyahut HAGB yöntemlerine dönüştürülebilmektedir.
Adli Para Cezası hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınız.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Kararı Verilebilir Mi?
Evet. Bu suç tipinde HAGB kararı verilebilmektedir fakat şartların gerçekleşmesi halinde verilebilmektedir. Bu şartlar şu şekildedir:
- Mahkemece hükmedilen hapis cezasının iki yıl veya daha az süreli olması gerekmektedir.
- Failin daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı sabıkasının bulunmaması şartı aranmaktadır.
- Mahkemenin, failin tutum ve davranışlarını değerlendirerek yeniden suç işlemeyeceği yönünde olumlu bir kanaate varması gerekmektedir.
Belirtelim ki HAGB kararı verildiğinde, fail belirli bir denetim süresine tabi tutulur. Bu süre içinde kasıtlı bir suç işlenmezse, dava düşer ve bu durum kişinin adli siciline (sabıka kaydına) işlemeyecektir.
HAGB Nedir? sorusuna detaylı yanıt verdiğimiz içeriğimize de göz atabilirsiniz.
Hapis Cezasının Seçenek Yaptırımlara Çevrilmesi
Hükmedilen hapis cezası, sanığın kişiliği ve suçun işleniş biçimi dikkate alınarak seçenek yaptırımlardan birine dönüştürülebilmektedir. Bu ceza gerekli şartların sağlanması halinde adli para cezasına çevrilebilir, ertelenebilir.
Mahkeme, cezanın iki yıl veya daha az süreli olması halinde hapis cezasının ertelenmesine, yani HAGB kararı, karar verebilmektedir. Erteleme durumunda fail hapis yatmamakta bir denetim süresi boyunca başka bir suç işlememe yükümlülüğü altına girmektedir. Suça sürüklenen çocukların (18 yaşından küçükler) söz konusu olması halinde, kısa süreli hapis cezalarının adli para cezası gibi seçenek yaptırımlara çevrilmesi yasal bir zorunluluk olabilmektedir.
Suça Sürüklenen Çocuk hakkında daha detaylı bilgi almak için tıklayınız.
Başkasına Ait Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçu ile İlgili Yargıtay Kararları
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2019/27211 E., 2020/996 K.
Bu kararda, bir hırsızlık şüphelisinin yakalandığında polise kendi ismi yerine mağdur bir vatandaşın kimlik bilgilerini vermesi ve bu bilgilerle ifade tutanağı gibi resmi evraklar düzenletmesi somut vakası söz konusudur. Yerel Mahkemenin somut olayı inceleyip verdiği karar şu şekildedir:
Bir kişi, işlediği bir suçtan kurtulmak veya hakkında soruşturma açılmasını engellemek için başkasının kimliğini kullanırsa, bu durumun doğrudan “başkasının kimlik bilgilerini kullanma” suçu (TCK 268) kapsamına girecektir.
Bu noktada da yerel mahkeme tarafından, sanığa hem bu suçtan hem de ayrıca “yalan beyanda bulunmak” suçundan iki ayrı cezaya hükmedilmiş. Ancak Yargıtay bu durumu sanığın eyleminin tek bir amaca yönelik olduğu ve sadece ağır olan suçtan (kimlik bilgilerini kullanma) ceza alması gerektiğini vurgulayacak şekilde bu hükmü bozmuştur.
Yargıtay’ın kararında ayrıca ince bir ayrım yapılmış: Eğer ortada bir adli soruşturma yoksa (örneğin sadece rutin bir kontrolde yalan söylenmişse) suçun niteliğinin değişebileceği, ancak bu olayda bir hırsızlık soruşturması olduğu için en ağır maddeden işlem yapılması gerektiği hükmü verilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay sanığa aynı eylemden dolayı iki ayrı suçtan ceza verilmesini yasaya aykırı görmekte ve yerel mahkemenin kararını sanık lehine bozmaya karar vermektedir.
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2019/29438 E, 2021/2975 K.
Bu kararda sanığın mağdur bir vatandaşın kimlik bilgilerini kullanarak bir işyerinde işe girdiği, daha sonra patronunun motosikletini geri getirmeyince patronun polise şikayette bulunduğu ve sanığın asıl kimliğinin bu şekilde ortaya çıktığı bir somut olay söz konusudur. Yargıtay bu durumu ve yerel mahkemenin kararını inceleyerek şu şekilde hükme bağlamıştır:
Bir kişinin “başkasının kimlik bilgilerini kullanma” suçundan cezalandırılması için, bu bilgileri bir suç işledikten sonra polis veya savcı gibi adli makamlar önünde “kendini gizlemek” amacıyla kullanması gerektiği belirtilir olup somut olayda sanığın, mağdurun kimliğini adli bir makam önünde değil, sadece işe girerken özel bir şahsa karşı kullandığı tespit edilmiş.
Ayrıca sanığın, başkasının ismini vererek kendisini suçsuz, o ismi taşıyan gerçek kişiyi ise suçlu gibi gösterme çabası içinde olmadığı, yani soruşturmayı saptırma amacının bulunmadığı anlaşılmıştır. Yargıtay bu eylemin kanunda yazılı olan suçun şartlarını taşımadığına, dolayısıyla sanığın bu suçtan cezalandırılamayacağına karar vermiş.
Sonuç olarak mahkeme, sanığa verilen mahkumiyet kararını hatalı bulmuş ve sanığın beraat etmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkemenin kararını bozmaya hükmetmiştir.
- Ceza Dairesi 2021/1264 E., 2021/22167 K.
Bu kararda, sanığın karıştığı bir hırsızlık olayı sonrasında hakkında “başkasının kimlik bilgilerini kullanma” suçundan dava açılması ve mahkum edilmesi somut olayı söz konusudur. Mahkeme bu durumu incelemiş ve şu sonuçlara varmış:
Bir kişinin bu suçtan ceza alabilmesi için, işlediği bir suç nedeniyle polis veya savcı tarafından sorgulanırken kendisini gizlemek amacıyla başkasının bilgilerini beyan etmesi ve bu beyan üzerine resmi bir evrak (tutanak vb.) düzenlenmesi gerektiği hususuna değinilmiş olup somut olayda, sanığın hırsızlık yaparken suçüstü yakalanmadığı ve dolayısıyla o esnada kendisini başka biriymiş gibi tanıtarak polise yalan beyanda bulunduğu bir ortamın oluşmadığı tespit edilmiştir.
Dosyada, sanığın kendi kimliğini gizleyerek başkasının ismini kullandığına dair bir soruşturma evrakı veya düzenlenmiş resmi bir belge bulunmadığı anlaşılmıştır.
Yargıtay sanığın bu suçu işlediğine dair yasal şartların (bir soruşturma anında başkasının adını kullanma şartının) oluşmadığına kanaat getirmiş olup sanığa verilen mahkumiyet kararını yanlış bulmuş ve beraat etmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkemenin kararını bozmaya hükmetmiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
Polise Sahte İsim Söylemek Suç Mudur?
Failin bir suç işlemesinden dolayı polise karşı başkasının kimliğini veya kimlik bilgilerini vermesi TCK madde 268 suçu kapsamına girer. Failin belgede sahtecilik maksadıyla polise sahte isim söylemesi TCK madde 206 hükmüne tabi olacaktır. Hakkında herhangi bir suç soruşturması bulunmayan bir kişinin, görevli memura kimliği hakkında yalan beyanda bulunması ancak bu beyan üzerine herhangi bir resmi belge düzenlenmemesi, yani memurun durumu fark etmesi, durumunda eylem sadece “kabahat” sayılır olup idari para cezası yaptırımına tabidir.
Başkasına Ait Kimliği Kullanıp Yakalanınca Pişman Olursam Ceza Düşer Mi?
Evet bu durumda etkin pişmanlık hükümleri uygulanır. Bununla beraber pişmanlığın durumuna göre indirim şekli değişir. Mağdur hakkında adli/idari soruşturma başlamadan evvel etkin pişmanlık söz konusu olursa cezanın beşte dördü (4/5) indirilir. Dava açılmadan (kovuşturma başlamadan) önce etkin pişmanlık olması halinde cezanın dörtte üçü (3/4) indirilir.
Mağdur hakkında hüküm verilmeden önce etkin pişmanlık gösterilirse cezanın üçte ikisi (2/3) indirilebilir. Yargıtay kararlarına göre, pişmanlığın indirim sağlaması için etkin pişmanlığın gönüllü olması gerekmektedir. Kişinin gerçek kimliğine, polis parmak izi incelemesi veya teknik takip sonucu ulaşılması halinde bu aşamadan sonra itiraf etmek “zorunda” kalınmışsa, etkin pişmanlık indiriminden yararlanılamamaktadır.
Kimliği Kullanılan Kişi Ne Yapmalıdır?
Bu noktada kimliği kullanılan kişi en yakın emniyet birimlerine, Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmalı ve şikayetçi olmalıdır. Evet bu suç şikayete tabi değildir ama kişinin şikayet etmesi süreç içerisinde önemlidir. Kişinin E-Devlet ve UYAP üzerinden adına açılmış bir dava, icra takibi veya suç kaydı olup olmadığını kontrol etmesi önemlidir.
Kimlik bilgileriyle telefon hattı açılmış veya banka işlemi yapılmışsa, ilgili operatör ve bankalarla iletişime geçilerek işlemler iptal ettirilmesi önem arz etmektedir. Ayrıca Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’ne başvurarak bilgilerin kötüye kullanımı konusunda sorgulama yapılabilmektedir.
Ceza Davalarında Avukatın Rolü ve Savunma Stratejisinin Önemi
Ceza avukatı, Ceza Hukuku kapsamında yapılan ceza yargılamasında müşteki veya sanığın haklarını savunarak mahkemede onu temsil eden kişidir. Ceza Hukuku davalarında hak kaybı yaşanması durumları geri dönülemez ve telafisi olunamaz sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle de hak kayıpları veya mağduriyetler yaşamamak adına uzman bir ceza avukatı ile çalışılmasını önermekteyiz.
YAZAR: SERENAY ŞAHİN














