Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu, kamu düzeni ve toplum güvenliği açısından ciddi tehlike oluşturan suç tiplerinden biridir. Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinde düzenlenen bu suç, henüz suç işlenmemiş olsa dahi, işlemek amacıyla en az üç kişinin planlı ve süreklilik arz eden bir yapı oluşturmasını cezalandırmaktadır. Kanun koyucu, suçların tek tek işlenmesini beklemek yerine, suç işlemeye elverişli örgütsel yapının kurulmasını başlı başına suç sayarak önleyici bir koruma sağlamayı amaçlamıştır. Biz de bu içerikte örgüt kurma suçunun hukuki dayanağı, örgütün unsurları, suçun oluşum şartları ve cezai sonuçlarını tüm detayları ile açıklayarak sizi bilgilendirmeye çalışacağız.
İçindekiler
Örgüt Nedir?
Suç işlemek amacıyla örgüt dediğimiz yapı, üç kişinin suç işleme hedefiyle bir araya gelerek oluşturduğu, süreklilik taşıyan ve kendi içinde belirli bir düzen barındıran yapılanmadır. Burada söz konusu olan şey, anlık ya da tesadüfi bir birliktelik değildir. Aksine, belirli bir amaç etrafında organize olmuş, üyeleri arasında bağ bulunan ve planlı hareket eden bir topluluktan bahsediyoruz.
Örgütü, gelişigüzel bir araya gelmiş insan grubundan ayıran temel nokta da tam olarak budur. Örgüt içinde dayanışma, koordinasyon ve belli bir organizasyon yapısı bulunur. Üyeler arasında gevşek de olsa bir hiyerarşik ilişki mevcuttur. Ancak bu hiyerarşi her zaman katı bir emir-komuta zinciri şeklinde olmak zorunda değildir; önemli olan, yapının belirli bir düzen ve işleyişe sahip olmasıdır.
Öte yandan, hukuka uygun amaçlarla kurulan dernekler, vakıflar, şirketler ya da kamu kurumları sırf bir tüzel kişilik çatısı altında faaliyet gösterdikleri için suç örgütü olarak nitelendirilemez. Bu yapılar içerisinde işlenen münferit suçlar, yalnızca o fiili gerçekleştiren kişilerin bireysel sorumluluğunu doğurur. Bir yapılanmanın suç örgütü sayılabilmesi için ise daha en başından suç işleme amacıyla kurulmuş olması gerekir.
Ceza Hukuku alanında merak ettiğiniz diğer konular hakkında da bilgi edinmek istiyorsanız, ilgili kategorimize göz atabilirsiniz.

Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçu Nedir?
Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesi açık bir şekilde şunu söyler: Kanunun tanımladığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuran kişiler cezalandırılır. Buradaki “örgüt kurmak”, daha önce var olmayan bir yapının suç işleme hedefiyle oluşturulmasını ifade eder. Bu kuruluş açık bir anlaşmayla gerçekleşebileceği gibi örtülü (zımni) bir mutabakatla da ortaya çıkabilir. Üstelik bunun için belirli bir şekil şartı aranmaz.
Dikkat çekici olan nokta ise şudur: Örgütün mutlaka fiilen bir suç işlemiş olması gerekmez. Suç işlemeye elverişli, planlı ve süreklilik gösteren bir yapının kurulmuş olması yeterlidir. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu, somut bir zarar doğmadan cezalandırılan bir “tehlike suçu” niteliği taşır. Korunan hukuki değer ise kamu düzeni ve toplumsal güvenliktir.
Bu suç bakımından belirleyici unsur; en az üç kişinin önceden anlaşarak, iş bölümü yapmaları ve hiyerarşik bir yapı içerisinde, belirsiz sayıda suçu işleme amacıyla bir araya gelmeleridir. Yalnızca tek bir suçu birlikte işlemek için kurulan geçici birliktelikler bu kapsamda değerlendirilmez. Örgüt dediğimiz yapı; görev dağılımı bulunan, üyeleri arasında gevşek de olsa bir ast-üst ilişkisi barındıran ve süreklilik taşıyan bir yapılanma olmalıdır.
Örgüt yapısı içinde genellikle kurucu, yönetici ve üyeler yer alır. Üyelikten söz edebilmek için kişi ile örgüt arasında organik bir bağ kurulmuş olması ve bu bağın devamlılık göstermesi gerekir. Buna karşılık örgüte yardım eden kişi, kural olarak hiyerarşik yapının parçası değildir ve yardımı geçici nitelik taşır. Ancak yardımın süreklilik kazanması ve örgütle güçlü bir bağ oluşturacak seviyeye ulaşması hâlinde, bu durum artık üyelik kapsamında değerlendirilebilir.
Örgüte yardım; silah temin etmek, yer sağlamak, maddi destek sunmak, lojistik imkân oluşturmak ya da bilgi ve belge paylaşmak gibi hem maddi hem de manevi biçimlerde gerçekleşebilir. Önemli olan, bu yardımın örgütün faaliyetlerini kolaylaştırıcı nitelikte olmasıdır.
Suçun Oluşumu ve Unsurları
Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesi ve Yargıtay içtihatları açıkça ortaya koyuyor ki her topluluk suç örgütü olarak kabul edilmez. Bir yapılanmanın “örgüt” sayılabilmesi için belirli temel unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Her şeyden önce, örgütten bahsedebilmek için en az üç kişinin varlığı şarttır. İki kişinin bir araya gelmesi örgüt olarak nitelendirilmez. Ayrıca kişilerin yalnızca tek bir suçu işlemek amacıyla geçici biçimde birleşmeleri de yeterli değildir. Yapının belirsiz sayıda suçu zaman içinde işleme amacı taşıması ve bu amacın süreklilik göstermesi gerekir.
Örgütü basit iştirak ilişkisinden ayıran en önemli kriterlerden biri hiyerarşik yapılanmadır. Üyeler arasında gevşek de olsa ast-üst ilişkisini andıran bir düzen, görev dağılımı ve emir-talimat bağı bulunmalıdır. Ancak sırf arkadaşlık, akrabalık ya da işyerindeki olağan ast-üst ilişkisi, tek başına örgütsel hiyerarşi anlamına gelmez.
Bunun yanında, örgütün hedeflenen suçları işlemeye elverişli bir yapıya sahip olması gerekir. Üye sayısı, sahip olunan araç-gereç ve organizasyon kapasitesi bakımından suç işlemeye uygun bir bütünlük oluşturulmalıdır. Kanun, basit bir birleşmeyi değil; kamu düzeni açısından somut tehlike yaratabilecek organize bir yapıyı cezalandırmaktadır.
Madde 220’de suç işlemek amacıyla örgüte ilişkin farklı fiiller ayrı ayrı suç olarak düzenlenmiştir. Örgüt kurmak, örgütü yönetmek, örgüte üye olmak, örgüt faaliyeti kapsamında suç işlemek, örgüte yardım etmek ve örgüt propagandası yapmak bu kapsamda sayılabilir. Her biri, kendi başına bağımsız bir suç tipi olarak değerlendirilir.
-
Örgüt Kurmak (m.220/1)
Örgüt kurmak, daha önce mevcut olmayan bir suç yapılanmasını hayata geçirmek anlamına gelir. Türk Ceza Kanunu’na göre bunun için en az üç kişinin suç işleme amacıyla bir araya gelmesi gerekir. Bu birliktelik açık bir anlaşmayla kurulabileceği gibi örtülü bir mutabakatla da oluşabilir; kanun herhangi bir şekil şartı aramaz. Ancak her üç kişilik birliktelik otomatik olarak örgüt sayılmaz.
Bir yapının örgüt olarak kabul edilebilmesi için belirsiz sayıda suçu işleme amacı taşıması, süreklilik göstermesi ve üyeleri arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ bulunması gerekir. Ayrıca amaçlanan suçları gerçekleştirmeye elverişli araç, gereç ve insan kaynağına sahip bir organizasyon yapısı mevcut olmalıdır.
Bu suçta kritik nokta şudur: Suç, örgütün kurulmasıyla birlikte tamamlanmış sayılır. Amaçlanan suçların ayrıca işlenmiş olması aranmaz. Kanun, suça zemin hazırlayan organize yapıyı daha en başında yaptırıma bağlayarak önleyici bir yaklaşım benimser.
-
Örgütü Yönetmek
Örgütü yönetmek, örgütün faaliyetlerini yönlendirmek, emir ve talimatları iletmek, iş bölümünü düzenlemek ve koordinasyonu sağlamak anlamına gelir. Yönetici, örgütün amaçları doğrultusunda karar alma ve yönlendirme yetkisine sahip kişidir.
Yönetici olmak için örgütün kurucusu olmak zorunlu değildir. Kurucu ve yönetici sıfatı aynı kişide birleşebileceği gibi farklı kişilerde de bulunabilir. Büyük örgütlerde ise yalnızca belirli bir birimi yöneten kişiler de yönetici olarak kabul edilir. Yönetme fiili, örgütün varlığı süresince devam eden, yani mütemadi bir nitelik taşır.
-
Örgüte Üye Olmak (m.220/2)
Örgüt üyeliği, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün hiyerarşik yapısına bilinçli ve sürekli şekilde katılmayı ifade eder. Üyelikten söz edebilmek için kişinin, örgütün suç işleme amacıyla kurulduğunu bilmesi, bu yapıya katılma ve bağlılık iradesi göstermesi ve bu iradenin süreklilik taşıması gerekir.
Geçici veya tek seferlik katılım üyelik için yeterli değildir. Ayrıca yalnızca bazı suçları işlemek amacıyla bir araya gelindiğini bilmek de yetmez; örgütsel yapının ve hiyerarşik ilişkilerin de farkında olunması gerekir. Üyeliğin varlığı, her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir.
-
Örgüt Çalışması Çerçevesinde İşlenen Suçlar (m.220/4-5)
Örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan, üyeler yalnızca kendi katkıları oranında sorumlu tutulur. Buna karşılık, kanuna göre örgüt yöneticileri, örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen tüm suçlardan ayrı ayrı fail olarak cezalandırılır.
-
Örgüt Adına Suç İşlemek (m.220/6)
Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, örgüt üyesi gibi cezalandırılır. Ancak kanun, bu cezanın yarısına kadar indirilmesine imkân tanımaktadır. Bu hüküm, suç işlemek amacıyla kurulan örgütler bakımından uygulanır; silahlı örgütler yönünden ise ilgili özel hükümlerle birlikte değerlendirilir. Kişi zaten örgüt üyesi ise, ayrıca örgüt adına suç işleme kapsamında değil, TCK m. 220/4 uyarınca sorumluluğu belirlenir.
-
Örgüte Yardım Etmek (m 220/7)
Örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi gibi cezalandırılır. Yardımın bilinçli bir şekilde ve örgütün yararına yapılmış olması gerekir. Bununla birlikte, verilecek ceza, yardımın niteliğine göre indirilebilir. Bu düzenleme, örgüte yataklık etme veya destek sağlama fiillerini kapsamaktadır.
-
Örgüt Propagandası Yapmak (m.220/8)
Örgüt propagandası, örgütün veya amaçlarının başkalarına benimsetilmesi amacıyla yapılan faaliyetleri kapsar ve sözlü, yazılı veya görsel yollarla gerçekleştirilebilir. Bu, konuşma yapmak, yazı yazmak, afiş asmak, pankart taşımak veya medya araçlarını kullanmak gibi çeşitli şekillerde olabilir. Propagandayı yapan kişinin, söz konusu yapının örgüt niteliğini ve suç işleme amacını bilmesi gerekir.
Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesi ise terör örgütünün propagandasını özel olarak düzenler. Buna göre, terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde yapılan açıklama ve faaliyetler propaganda suçu kapsamındadır. Ayrıca kişinin terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu gösterecek şekilde örgüte ait amblem, resim veya işaretleri asması ya da taşıması, slogan atması, ses cihazlarıyla yayın yapması veya örgüte ait işaret bulunan üniforma giymesi de bu suç kapsamında değerlendirilir. Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacı taşıyan düşünce açıklamaları ise suç oluşturmaz.

Örgüt Suçlarının Cezası ve Cezaya İlişkin Hususlar 2026
Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesi, kamu düzenini koruma amacıyla suç işlemek için oluşturulan örgütsel yapılanmaları ve bu yapılarla bağlantılı fiilleri ayrı ayrı suç olarak düzenlemiştir. Madde, örgüt kurma, yönetme, üyelik, yardım ve propaganda gibi fiiller bakımından uygulanacak yaptırımları da açıkça ortaya koymaktadır.
| Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma ve Yönetme (TCK m.220/1, 3, 4, 5) |
| Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesine göre, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla en az üç kişinin bir araya gelerek, amaçlanan suçları işlemeye elverişli bir yapı oluşturması hâlinde örgüt kurma suçu meydana gelir. Örgütün, üye sayısı, organizasyon yapısı ve sahip olduğu araç-gereçler bakımından suç işlemeye uygun olması gerekir.
Bu suçu kuran veya yöneten kişiler için 4 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Örgütün silahlı olması hâlinde, bu ceza dörtte birden yarıya kadar artırılır (m.220/3). Örgüt faaliyeti kapsamında ayrıca bir suç işlenirse, işlenen suçlardan dolayı da ayrı bir cezaya hükmolunur (m.220/4). Kanun ayrıca, örgüt yöneticilerinin, örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen tüm suçlardan ayrı ayrı fail olarak sorumlu tutulacağını düzenlemektedir (m.220/5). Örgüt yöneticisi, bizzat katılmasa da örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen tüm suçlardan sorumlu olacaktır. |
| Suç İşlemek Amacıyla Örgüte Üye Olma (TCK m.220/2, 3, 4) |
| Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan kişiler için 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür (m.220/2). Örgütün silahlı olması hâlinde bu ceza artırılır (m.220/3). Ayrıca, örgüt faaliyeti kapsamında başka bir suç işlenirse, fail bu suçtan da ayrı olarak cezalandırılır (m.220/4). |
| Örgüte Yardım Etme (TCK m.220/7) |
| Örgüt hiyerarşisine dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi gibi cezalandırılır. Ancak verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte bir oranına kadar indirilebilir. Silahlı örgüt söz konusu ise, ceza artırımı hükümleri uygulanır. |
| Örgüt Propagandası Yapma (TCK m.220/8) |
| Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek veya bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapan kişi için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Suç, basın ve yayın yoluyla işlendiğinde ise ceza yarı oranında artırılır. |
Suçun Nitelikli Halleri
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu bakımından örgütün silahlı olup olmaması, hem cezanın belirlenmesi hem de suçun niteliğinin doğru şekilde tespit edilmesi açısından büyük önem taşır. Bu bağlamda, “silah” kavramının kapsamı, örgütün hangi koşullarda silahlı sayılacağı ve Türk Ceza Kanunu’nun 220. ve 314.maddeleri arasındaki farkın net biçimde ortaya konulması gerekir.
Nitelikli Hal Olarak Silahlı Örgüt
Türk Ceza Kanunu m.220/3’e göre, suç işlemek amacıyla kurulan örgütün silahlı olması hâlinde, örgüt kurma, yönetme veya üyelik suçlarına verilecek ceza dörtte birden yarıya kadar artırılır. Silahlı olma, bu suç bakımından tek nitelikli unsur olarak cezayı artırır.
Bunun nedeni, silahın amaçlanan suçların işlenmesini kolaylaştırması ve mağdurlar üzerinde korku ile baskı oluşturma gücüne sahip olmasıdır. Silahın fiilen kullanılmış olması şart değildir; örgütsel amaç doğrultusunda bulundurulması yeterlidir. Ancak silahın, suçun işlenmesine elverişli nitelikte olması gerekir.
Silah Kavramı ve Silahlı Sayılma Şartları
Türk Ceza Kanunu m.6’da silah kavramı tanımlanmıştır. Buna göre, ateşli silahlar, patlayıcı maddeler, kesici-delici aletler, saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer araçlar ile yakıcı, aşındırıcı, zehirleyici, kimyasal veya biyolojik maddeler silah sayılır. Yargıtay uygulamasında ise kurusıkı tabanca, bıçak, balta, beyzbol sopası, çekiç, molotof kokteyli ve kezzap gibi araçlar da silah kapsamında değerlendirilmiştir.
Bir örgütün silahlı sayılabilmesi için, silahların örgütün amaç suçları doğrultusunda bulundurulması, örgüt faaliyetlerinde kullanılmaya elverişli sayıda ve nitelikte olması ve örgüt üyelerinin örgütün silahlı niteliğini bilmesi gerekir. Tüm üyelerin silahlı olması şart değildir.
Buna karşılık, üyelerin şahsi amaçlarla silah taşıması, ruhsatlı silah bulundurması, kamu görevi gereği silah taşıması veya amaç suç bakımından elverişsiz silahların varlığı, örgütü silahlı hale getirmez.
Örgüt Propagandası (TCK m.220/8)
Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren, öven veya bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden propaganda suçu, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suç basın ve yayın yoluyla işlendiğinde ise ceza yarı oranında artırılır.
Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesi için ise propaganda suçunun cezası, Türk Ceza Kanunu’nun 220/8. maddesine göre daha ağır düzenlenmiştir. Bu suçu işleyen kişi 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; buna karşılık Türk Ceza Kanunu’nun 220/8. maddesinde öngörülen ceza 1 yıldan 3 yıla kadardır. Her iki düzenlemede de suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
TCK m.220 ile TCK m.314 Arasındaki Fark
Türk Ceza Kanunu m.220, genel suç örgütlerini düzenler ve burada silahlı olma yalnızca cezayı artıran bir unsur olarak kabul edilir. Buna karşılık, Türk Ceza Kanunu m.314, Devletin güvenliği veya anayasal düzene karşı suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütleri özel olarak düzenleyen bir hükümdür.
Bu maddede, silahlı örgüt kurma veya yönetme suçu 10–15 yıl, örgüt üyeliği ise 5–10 yıl hapis cezası ile cezalandırılır. Burada silahlı olma, nitelikli hal değil, suçun temel unsurunu oluşturur.
Ayrıca, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında, cebir ve şiddet kullanılarak devletin bütünlüğüne veya anayasal düzene karşı suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütler terör örgütü sayılır ve TMK m.5 uyarınca cezalar artırılır.
Suçun Özel Görünüş Şekilleri
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun özel görünüş şekilleri ve ayrıntıları aşağıdaki gibidir:
-
Teşebbüs
Teşebbüs, failin suç işleme kastıyla icra hareketlerine başlamasına rağmen, elinde olmayan nedenlerle suçu tamamlayamamasıdır. Türk Ceza Kanunu m.220/7 uyarınca örgüte yardım etme fiili bakımından teşebbüsün mümkün olduğu genel olarak kabul edilmektedir. Yardım fiili tamamlanmadan engellenirse, teşebbüs hükümleri uygulanır.
Örgütün cebir, şiddet veya tehdit hareketlerini meşru gösteren ya da öven propaganda suçu (m.220/8) ise sırf hareket suçudur. Ancak fiil kısımlara ayrılabiliyorsa, örneğin propaganda metni yayımlanmadan önce engellenmişse, teşebbüs mümkün olabilir.
Buna ek olarak, örgüt üyesi olmayan kişinin örgüt adına işlediği suç teşebbüs aşamasında kalsa bile, bu durum m.220/6 kapsamında örgüt üyeliğinden sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
İştirak
İştirak, bir suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesidir. Genel olarak, suç ortakları faillik veya şeriklik (azmettirme ve yardım etme) kapsamında sorumlu tutulur.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu, en az üç kişiyle işlenebilen çok failli bir suçtur. Bu nedenle, suçun oluşması için gerekli asgari üç kişi fail olarak sorumlu tutulur. Bu üç kişi dışında kalan kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak suça iştirak edebilir.
Ancak Türk Ceza Kanunu m.220’de özel düzenlemeler bulunmaktadır. Madde 220/6’ya göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüt üyeliğinden de cezalandırılır. Madde 220/7’ye göre ise, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi gibi cezalandırılır. Bu durumlarda genel yardım etme hükümleri değil, doğrudan bu özel hükümler uygulanır.
Henüz kurulmuş bir örgüt yoksa, bu durumda genel iştirak hükümleri uygulanır. Örgüt yöneticileri açısından ise m.220/5 özel bir düzenleme içerir: Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrı ayrı fail olarak cezalandırılır. Öğretide bu sorumluluk, “organizasyon hakimiyetine dayalı dolaylı faillik” anlayışıyla açıklanmaktadır.
İştirak bakımından da Terörle Mücadele Kanunu, Türk Ceza Kanunu’ndan farklı ve daha kapsamlı bir düzenleme içermektedir. Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesine göre suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda, fiile iştirak etmemiş olsalar bile yayın sorumluları hakkında bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Türk Ceza Kanunu’nun 220/8. maddesinde ise bu şekilde açıkça düzenlenmiş özel bir yayın sorumlusu yaptırımı yer almamaktadır.
-
İçtima (Suçların Birleşmesi)
İçtima, bir fiilin birden fazla suç oluşturması veya birden fazla fiilin birden fazla suça yol açması durumunda hangi cezaların uygulanacağını belirleyen hukuki kavramdır. Türk Ceza Kanunu’nda kural olarak gerçek içtima esası benimsenmiştir; yani kaç suç varsa o kadar ceza verilir.M.220/4’e göre, örgütün faaliyeti çerçevesinde bir suç işlenmişse, bu suçtan dolayı da ayrıca cezaya hükmolunur. Yani hem örgüt kurma (veya üyelik) hem de işlenen amaç suç bakımından ayrı ayrı ceza uygulanır.
Bazı suç tiplerinde -örneğin göçmen kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama gibi- suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi, ayrıca cezayı ağırlaştıran nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Bu durumlarda da m.220/4 hükmü uyarınca, hem örgüt suçundan hem de ilgili amaç suçtan cezaya hükmedilmesi gerekir.
Örgüt propagandası suçunun aynı zamanda suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturması hâlinde ise, farklı neviden fikri içtima hükümleri uygulanır ve fail, en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılır.
-
Etkin Pişmanlık
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu bakımından kanun koyucu, bazı durumlarda kişiye “ikinci bir şans” tanımaktadır; bu ceza hukukunda etkin pişmanlık olarak adlandırılır. Etkin pişmanlık, kişinin suçu işledikten sonra kendi isteğiyle doğru olanı yapması hâlinde ya ceza almamasını ya da daha az ceza almasını sağlar. Bu düzenleme, özellikle örgütlü suçlarla mücadelede devletin bilgiye ulaşmasını kolaylaştırmak amacıyla getirilmiştir.
Öncelikle, örgütü kuran veya yöneten kişiler için özel bir durum söz konusudur. Eğer bu kişiler hakkında henüz soruşturma başlatılmamışsa ve örgütün amacı doğrultusunda henüz bir suç işlenmemişse, örgütü kendileri dağıtır veya verdikleri bilgilerle örgütün dağılmasını sağlarlarsa ceza almazlar. Yani daha iş büyümeden geri adım atan kurucu veya yönetici, cezadan muaf tutulur.
Örgüt üyeleri bakımından da benzer bir imkân vardır. Üye, örgüt kapsamında henüz hiçbir suça katılmamışsa ve kendi isteğiyle örgütten ayrıldığını yetkililere bildirirse ceza almaz. Burada önemli olan, kişinin gönüllü olarak ayrılması ve herhangi bir suça katılmamış olmasıdır.
Bir başka ihtimalde ise, örgüt üyesi kendi isteğiyle ayrılmadan yakalanmış olabilir. Bu durumda, yakalandığında örgütün dağılmasına veya diğer üyelerin yakalanmasına yardımcı olacak önemli bilgiler verirse yine ceza almaz. Mahkeme burada verilen bilginin gerçekten işe yarayıp yaramadığını değerlendirir.
Kanun ayrıca şunu da düzenlemiştir: Örgütü kuran, yöneten, örgüte üye olan, örgüt adına suç işleyen veya örgüte yardım eden kişi, gönüllü olarak teslim olur ve örgütün yapısı ile işlenen suçlar hakkında bilgi verirse, örgüt suçu bakımından ceza almaz. Ancak kişi kendiliğinden teslim olmaz da yakalanırsa, yakalandıktan sonra önemli bilgiler verirse, tamamen cezasız kalmaz; fakat cezasında ciddi bir indirim yapılır.
Etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler hakkında ayrıca bir yıl süreyle denetimli serbestlik uygulanır; bu süre en fazla üç yıla kadar uzatılabilir. Amaç, kişinin topluma yeniden uyum sağlamasını desteklemek ve güvenliğini korumaktır; çünkü örgüt hakkında bilgi veren kişiler risk altında olabilir.
Önemli bir nokta da şudur: Bu etkin pişmanlık hükümleri, aynı kişi hakkında yalnızca bir kez uygulanabilir. Kişi bu imkândan birden fazla kez yararlanamaz.
Etkin pişmanlık ile gönüllü vazgeçme karıştırılmamalıdır. Gönüllü vazgeçme, suç tamamlanmadan kişinin kendi isteğiyle vazgeçmesidir. Etkin pişmanlık ise suç tamamlandıktan sonra devreye girer. Örneğin, örgüt henüz kurulmadan önce vazgeçmek farklıdır; örgüt kurulduktan sonra pişman olup yetkililere bilgi vermek farklıdır. İşte Türk Ceza Kanunu m.221, suç tamamlandıktan sonraki bu pişmanlık hâlini düzenlemektedir.
Özetle, kanun koyucu, örgütlü suçlarla mücadeleyi kolaylaştırmak amacıyla, zamanında pişman olup devlete yardımcı olan kişilere cezasızlık veya ceza indirimi imkânı tanımaktadır. Bu düzenleme hem suç örgütlerinin çözülmesini sağlamak hem de kişilere geri dönüş fırsatı vermek için getirilmiş özel bir hükümdür.
Etkin Pişmanlık konusu hakkında daha kapsamlı bilgi edinmek için ilgili içeriğimize göz atabilirsiniz.
Yargılamada Usul ve Görevli Mahkeme
Yargılama sürecinde usul ve görevli mahkeme ile ilgili detaylar ise şu şekildedir:
Soruşturma ve Kovuşturma Usulü
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu, şikâyete bağlı olmayan bir suçtur. Yani mağdurun şikâyeti olmasa bile devlet bu suçu re’sen soruşturur ve kovuşturur. Ceza muhakemesi terminolojisiyle ifade edersek, bu suç bakımından soruşturma ve kovuşturma resmî olarak yürütülür.
Bu yaklaşım, örgütlü suçların kamu düzeni ve toplumsal güvenliği doğrudan ilgilendirmesi nedeniyle benimsenmiştir. Dolayısıyla, savcılık makamı suçun işlendiğine dair bir ihbar, şüphe veya delil elde ettiğinde, şikâyet aramaksızın resmî olarak harekete geçer.
Soruşturma ve Kovuşturma konulu içeriklerimize de göz atabilirsiniz.
Örgüt Suçunda Görevli Mahkeme
5235 sayılı Adlî Yargı Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca, salt suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunda görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Ancak örgüt bakımından yapılacak değerlendirmede örgütün amacına dair atılı suçun niteliği (silahlı olup olmama, amaç suçların türü, örgüt yardımıyla işlenen cezaların üst sınırı) görevli mahkemenin belirlenmesinde farklı sonuçlar doğurabileceğinden, görev hususu dosya kapsamına göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle, yalnızca Türk Ceza Kanunu m.220 kapsamında örgüt kurma veya örgüte üye olma fiilleri söz konusuysa ve ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren başka bir suç bulunmuyorsa, yargılama asliye ceza mahkemesinde yürütülür.
Dava Zamanaşımı Süresi
Dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten itibaren kanunda öngörülen süre içinde dava açılmaması veya açılmış davanın bu süre içinde kesin hükümle sonuçlanmaması hâlinde, ceza davasının düşmesini sağlayan hukuki kurumdur.
Zamanaşımı süresinin dolmasıyla birlikte kişi hakkında artık dava açılamaz; açılmış bir dava varsa, mahkeme davanın düşmesine karar verir. Örgüt kurma veya örgütü yönetme suçlarında dava zamanaşımı süresi 15 yıldır, örgüt üyeliği suçu bakımından ise 8 yıldır.
Bu süreler, suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Zamanaşımı süresi dolmuş olmasına rağmen yargılamaya devam edilmesi hâlinde, mahkeme resen davanın düşmesine karar vermek zorundadır.
Ceza Zamanaşımı Süresi
Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleşmesinden sonra belirli bir süre geçmesi nedeniyle artık cezanın infaz edilememesi sonucunu doğuran hukuki kurumdur.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu bakımından ceza zamanaşımı süresi, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren 20 yıldır. Bu sürenin dolması hâlinde, sanık hakkında verilmiş olan ceza infaz edilemez hâle gelir.
Adli Para Cezası
Adli para cezası, mahkeme tarafından hükmedilen ve sanığın devlet hazinesine belirli bir miktar para ödemesini gerektiren bir yaptırımdır. Bu ceza, hapis cezası ile birlikte veya bazı durumlarda tek başına uygulanabilir.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma veya örgütü yönetme suçlarında öngörülen hapis cezasının alt sınırı ve niteliği nedeniyle bu cezalar adli para cezasına çevrilemez. Ancak örgüt üyeliği, örgüte yardım etme, örgüt adına suç işleme ve örgüt propagandası suçları için verilen hapis cezaları, gerekli koşullar sağlandığında adli para cezasına dönüştürülebilir.
Adli Para Cezası hakkında daha kapsamlı bilgi edinmek için ilgili içeriğimize göz atabilirsiniz.
Cezanın Ertelenmesi
Erteleme, mahkemece verilen hapis cezasının belirli şartlar altında infaz edilmemesine karar verilmesidir. Türk Ceza Kanunu m.220 kapsamında düzenlenen suçlar bakımından, kanunda öngörülen şartlar gerçekleştiğinde cezanın ertelenmesine karar verilebilir. Mahkeme, bu kararı verirken sanığın kişilik özelliklerini, geçmişini ve yeniden suç işleme olasılığını dikkate alır.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)
Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 uyarınca, sanığa yüklenen suçtan dolayı hükmolunan ceza iki yıl veya daha kısa süreli hapis cezası ya da adli para cezası ise, mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verebilir.
HAGB kararı verildiğinde, kurulan hüküm sanık hakkında hukuki sonuç doğurmaz. Sanık, denetim süresi boyunca kasıtlı bir suç işlemez ve yükümlülüklere uygun davranırsa dava düşer ve hüküm açıklanmaz. Türk Ceza Kanunu m.220’de düzenlenen suçlar bakımından da şartların varlığı hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı uygulanabilir.
HAGB konulu içeriğimize göz atarak detaylı bilgi alabilirsiniz.
Örgüt Suçuna Dair Yargıtay Kararları
| Örgüt Suçunun Unsurlarının Oluşmaması Nedeniyle Bozma Kararı (Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 01.03.2017 tarihli ve 2016/14925 E., 2017/2282 K. sayılı kararı) |
| Sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan verilen mahkûmiyet kararı Yargıtay tarafından incelenmiş ve somut olayda örgüt suçunun unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Yargıtay, örgüt suçunun kabul edilebilmesi için en az üç kişi arasında hiyerarşik bir yapı, iş bölümü ve suç işleme konusunda süreklilik bulunması gerektiğini; yalnızca birlikte suç işlemenin örgüt suçunun oluşumu için yeterli olmadığını belirtmiştir. Dosya kapsamına göre sanıklar arasında bu nitelikte kalıcı ve hiyerarşik bir örgüt yapısının ispatlanamadığı değerlendirilmiş, bu nedenle örgüt kurma suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri bozulmuş ve dosya yeniden yargılama yapılmak üzere yerel mahkemeye gönderilmiştir. |
| Örgüt Suçunda Katılma Hakkı Tartışması Kararı (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 19.02.2013 tarihli ve 2012/1490 E., 2013/59 K. sayılı kararı) |
| Bu dosyada sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüt üyeliği suçlarının yanı sıra yağma, yağmaya teşebbüs, dolandırıcılık, tehdit ve ruhsatsız silah taşıma suçlarından dava açılmıştır. Yerel mahkeme, örgüt kurma ve örgüt üyeliği suçlarından sanıkların beraatine; diğer suçlardan ise çeşitli hapis ve adli para cezalarına hükmetmiştir.
Karar temyiz edilince, Yargıtay 6. Ceza Dairesi örgüt suçlarından verilen beraat kararlarına karşı mağdurların temyiz hakkı bulunmadığını, çünkü bu suçlarda doğrudan zarar gören konumunda olmadıklarını belirterek temyiz istemini reddetmiştir. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı buna itiraz etmiş; örgütün korkutucu gücü ve organizasyon yapısı nedeniyle mağdurların haklı çıkarlarının zedelendiğini, bu nedenle örgüt suçları yönünden de davaya katılabilmeleri gerektiğini savunmuştur. Konu Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından değerlendirilmiş ve çoğunluk, mağdurların yalnızca işlenen yağma ve dolandırıcılık suçlarından değil, örgütün varlığı ve korkutucu etkisi nedeniyle örgüt kurma ve üyelik suçlarından da davaya katılabileceğine karar vermiştir. Bu doğrultuda Başsavcılığın itirazı kabul edilmiş ve dosya yeniden inceleme yapılmak üzere ilgili daireye gönderilmiştir. |
| Çok Suçlu Yapılanma Dosyasında Örgüt Suçu Değerlendirmesi (Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 16.06.2016 tarihli ve 2013/5246 E., 2016/5163 K. sayılı kararı) |
| Bu dosyada sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüt üyeliği suçlarının yanı sıra birçok farklı suçtan mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur. Dosya temyiz edilince Yargıtay, özellikle örgüt suçu yönünden yapılan değerlendirmeyi ayrıntılı biçimde incelemiştir.
Yargıtay’a göre, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesi kapsamında bir “suç örgütü”nden söz edilebilmesi için en az üç kişinin bulunması tek başına yeterli değildir. Ayrıca sanıklar arasında süreklilik gösteren bir yapı, emir-komuta ilişkisi (hiyerarşik bağ), iş bölümü ve belirsiz sayıda suçu işleme yönünde ortak ve devamlı bir irade bulunmalıdır. Örgüt, belirli tek bir suçu işlemek için geçici olarak bir araya gelmiş kişilerden ibaret olamaz; devam eden bir suç programı olmalıdır. Somut olayda Yargıtay, yerel mahkemenin örgüt kurma ve örgüt üyeliği suçlarından verdiği mahkûmiyet kararlarında bu unsurların somut ve kesin delillerle ortaya konulmadığını belirtmiştir. Sanıklar arasında hiyerarşik bir yapı bulunduğuna, örgütün sistemli ve devamlı biçimde suç işlemek amacıyla kurulduğuna dair açık, inandırıcı ve somut kanıtların kararda yeterince gösterilmediği ifade edilmiştir. Kararda daha çok genel ve soyut değerlendirmelere yer verildiği, delillerin ayrıntılı biçimde tartışılmadığı vurgulanmıştır. Bu nedenle Yargıtay, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve örgüte üye olma suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerini bozmuştur. Dosya, eksikliklerin giderilmesi ve örgüt suçunun unsurlarının somut delillerle yeniden değerlendirilmesi amacıyla yerel mahkemeye gönderilmiştir. |
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ile ilgili hukuki desteğe ihtiyaç duyuyorsanız, Burak Temizer Hukuk Büromuzun deneyimli İstanbul ceza avukatı kadrosundan destek alabilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Örgüt Kurma Suçu İle Örgüt Üyeliği Suçu Arasındaki Fark Nedir?
Örgüt kurma suçu, en az üç kişinin suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir yapı oluşturarak bir araya gelmesiyle oluşur. Örgütü kuran veya yöneten kişiler, yapıyı oluşturan ve sevk-idare eden kişilerdir. Örgüt üyeliği suçu ise kurulan bu yapıya bilerek ve isteyerek katılmayı ifade eder. Üye, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olur ancak kurucu veya yönetici konumunda değildir.
Örgüt Kurma Suçunun Oluşması İçin Mutlaka Bir Suç İşlenmiş Olması Gerekir Mi?
Hayır. Türk Ceza Kanunu m.220 kapsamında örgüt suçunun oluşabilmesi için örgütün amaçladığı suçun işlenmiş olması gerekmez. Sadece suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir yapı kurulmuş olması yeterlidir. Amaç suç işlenirse ayrıca o suçtan da sorumluluk doğar.
Örgüt Kurma Suçu Şikâyete Bağlı Mıdır?
Hayır. Bu suç şikâyete bağlı değildir. Savcılık ihbar, şüphe veya başka bir şekilde suç işlendiğini öğrendiğinde resen soruşturma başlatır. Şikâyetin geri çekilmesi davayı düşürmez.
Örgüt Üyeliği İçin Örgütün Bütün Faaliyetlerine Katılmak Gerekir Mi?
Hayır. Üyelik için örgütün tüm faaliyetlerine katılmak şart değildir. Kişinin örgütün varlığını bilerek ve isteyerek hiyerarşik yapıya dahil olması yeterlidir. Sürekli ve organik bir bağ aranır; tek seferlik yardım genellikle üyelik sayılmaz (ancak ayrı bir suç oluşturabilir).
Örgüte Yardım Eden Kişi Üye Sayılır Mı?
Her yardım eden kişi üye sayılmaz. Örgüte yardım etme suçu, üyelikten ayrı bir suçtur. Yardım eden kişi örgütün hiyerarşik yapısına dahil değilse üyelikten değil, yardım suçundan sorumlu olur.
Kaç Kişi Olursa Örgüt Suçu Oluşur?
Türk Ceza Kanunu m.220 kapsamında örgütün varlığından söz edilebilmesi için en az üç kişi gereklidir. İki kişiyle kurulan yapı “örgüt” olarak değil, iştirak (birlikte suç işleme) kapsamında değerlendirilir.
Örgütün Silahlı Olması Cezayı Etkiler Mi?
Evet. Örgütün silahlı olması hâlinde ceza artırılır. Silahlı örgütlerde yaptırım daha ağırdır çünkü kamu güvenliği açısından tehlike daha yüksektir.
Örgüt Adına Suç İşleyen Kişi Ayrıca Örgüt Üyeliğinden De Cezalandırılır Mı?
Örgüt adına suç işleyen kişi, örgüt üyesi olmasa bile ayrıca örgüt üyesi gibi cezalandırılabilir. Ancak hem işlenen suçtan hem de örgüt üyeliğinden ceza verilirken çifte cezalandırma yasağına dikkat edilir ve uygulamada içtihatlar belirleyici olur.
Örgüt Propagandası Yapmak Örgüt Üyeliği Anlamına Gelir Mi?
Hayır. Örgüt propagandası ayrı bir suçtur. Propaganda yapan kişi, örgütün hiyerarşik yapısına dahil değilse üyelikten değil, propaganda suçundan sorumlu olur.
Örgüt Üyeliğinde “Hiyerarşik Bağ” Ne Demektir?
Hiyerarşik bağ, kişinin örgüt içinde emir komuta ilişkisi içinde yer alması ve örgütün talimatlarına uygun hareket etmesidir. Üyelik için örgütle süreklilik, bağlılık ve organik ilişki aranır.
Örgüt Kurma Suçu Teşebbüse Elverişli Midir?
Örgüt suçu, tehlike suçu niteliğindedir ve örgütsel yapının kurulmasıyla tamamlanır. Bu nedenle klasik anlamda teşebbüs hükümlerinin uygulanması oldukça sınırlıdır. Yapı oluşmadan önceki hazırlık hareketleri genellikle cezalandırılmaz.
Örgüt Suçlarında Tutuklama Zorunlu Mudur?
Hayır. Tutuklama bir tedbirdir, ceza değildir. Kaçma şüphesi, delilleri karartma ihtimali gibi şartların varlığı hâlinde uygulanabilir. Her örgüt suçunda otomatik olarak tutuklama kararı verilmez.
Tutuklama konulu içeriğimize de göz gezdirebilirsiniz.
Türk Ceza Kanunu’nun 220/8. Maddesi ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. Maddesi Aynı Konuyu mu Düzenler?
Hayır. Terör propagandası suçu açıkça Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesinde düzenlenmiştir ve yalnızca terör örgütlerine ilişkindir. Türk Ceza Kanunu’nun 220/8. maddesi ise sadece terör örgütlerini değil, genel olarak suç işlemek amacıyla kurulmuş tüm örgütleri kapsar. Bu nedenle 220/8 kapsamında değerlendirilen her propaganda fiili terör propagandası anlamına gelmez; iki düzenleme benzer görünse de aynı suçu ifade etmez.
TCK 220/8 ile Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesinin cezaları ve yaptırımları aynı mıdır?
Hayır. TCK 220/8’de ceza 1 yıldan 3 yıla kadar hapis iken, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesinde 1 yıldan 5 yıla kadar hapistir. Basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde her iki düzenlemede de ceza yarı oranında artırılır; ayrıca Terörle Mücadele Kanunu yayın sorumluları hakkında özel olarak adli para cezası öngörür.
STJ AV. DİLRUBA BERBER















