Nafakanın indirilmesi için, nafaka ödeyen tarafın sosyal ve ekonomik durumunda -olağanüstü- bir değişiklik olması gerektiği hk.

Nafakanın indirilmesi için, nafaka ödeyen tarafın sosyal ve ekonomik durumunda -olağanüstü- bir değişiklik olması gerektiği hk.

Karar Özeti

Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının belirlenmesi için yazılan yazılara istinaden tutulan tutanaklardan, davacının üzerine kayıtlı gayrimenkul ve araç bulunmadığı, kirada oturduğu, aylık 800,00 TL kira ödediği, yalnız yaşadığı, özel bir hastaneden doktor olarak çalıştığı, aylık 4.000,00 TL gelirinin bulunduğu, fiziksel engelinin bulunmadığı, davalının İl Sağlık Merkezinde doktor olarak çalıştığı, aylık 6.500,00 TL maaş aldığı, babasına ait evde kira ödemeden oturduğu, Kuşadası’nda yazlığı, kango tipi binek bir aracının olduğu anlaşılmıştır.

Dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının sosyal ve ekonomik durumunda boşanma ilamının kesinleşme tarihi olan 08/11/2013 tarihi ile bu davanın açıldığı tarih olan 15/10/2015 tarihleri arasındaki sürede yukarıda ifade edildiği şekilde olağanüstü bir değişiklik olduğunun kabulü mümkün değildir.

Tüm bunlara göre açıklanan yasa hükümleri ve açıklamalar dikkate alınmak suretiyle, davacının dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre maddi durumunun aradan geçen süre içerisinde olumsuz yönde olağanüstü şekilde değiştiğinin kabulünün mümkün olmadığı, buna göre davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği kabul edilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

Karar

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

10. HUKUK DAİRESİ

Esas Numarası: 2017/25

Karar Numarası: 2017/105

Karar Tarihi: 08.02.2017

Mahalli mahkemece verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olup, ön inceleme aşaması tamamlandıktan ve incelemenin duruşma yapılmadan karar verilmesi mümkün bulunan hallerden olduğu anlaşıldıktan sonra duruşmasız olarak yapılan inceleme neticesinde:

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

İDDİA VE SAVUNMA:

Davacı vekili 15/10/2015 tevzi tarihli dava dilekçesinde özetle, tarafların Bakırköy 11. Aile Mahkemesinin 2013/778 Esas, 2013/826 Karar sayılı kararı ile anlaşmalı şekilde boşandıklarını, müşterek üç çocuğun velayetinin davalı babaya verildiğini, taraflar arasında yapılan protokol gereğince müvekkilinin her bir çocuk için aylık 500,00 TL olmak üzere toplam aylık 1.500,00 TL nafakayı ödemeyi kabul ettiğini ve bu şekilde karar verildiğini, kararın 08/11/2013 tarihinde kesinleştiğini, taraflar arasında protokol yapılırken doktor olan müvekkilinin aylık 4.350,00 TL maaş ile mecburi hizmet görevinde olduğunu, hizmet bitiminde daha yüksek bir maaş ile çalışacağını düşünerek mecburi hizmet bittikten sonra 10.000,00 TL maaş ile işe başlayacağını düşündüğünü söyleyerek çocuklar için toplam aylık 1.500,00 TL nafaka ödemeyi kabul ettiğini, ancak zamanla işlerin istediği gibi gitmediğini, müvekkilinin halen Sakarya’da bir hastanede aylık 4.000,00 TL maaş ile çalıştığını, başka bir gelirinin olmadığını, mal varlığının bulunmadığını, kirada oturduğunu, arabası olmadığını, işe otobüsle gittiğini, almış olduğu maaştan geriye kalan kısmın nafakayı ödeyebilecek miktarda olmadığını, davalının birikmiş nafaka alacakları için icra takibi yaptığını, davalının doktor olduğunu, İstanbul’da çalıştığını, yaklaşık aylık 8.000,00 TL maaş aldığını, kendisine ait evde kira ödemeden oturduğunu, bu kadar yüksek miktarda nafakaya ihtiyaç duymadığını, çocukların ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılayabilecek durumda olduğunu beyanla nafakanın indirilmesini istemiştir.

Davalı cevap dilekçesinde özetle, davacının hür iradesiyle karar vererek imzaladığı anlaşma uyarınca hükmedilen iştirak nafakasının azaltılması talebinde bulunduğunu, bu talebin hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğunu, davacının beyan ve iddialarının doğru olmadığını, davacının nafakanın belirlendiği tarihte kamuda görev yaptığını, kamu personelinin şark görevi esnasında aldığı görev tazminatı ve sair ödeme kalemlerinin sonrasında kesildiğini, davacının şark görevinden sonra kamuda ücretinin daha aşağıya düşeceği bilgi birikimine ve olgunluğa sahip olduğunu, şark görevi sonrasında daha yüksek ücret alacağı yönündeki düşüncesinin gerçeği yansıtmadığı, mahkemeyi yanıltmaya yönelik olduğunu, davacının şark görevi sonrasında kamu görevinden istifa edip ayrıldığını, özel hastanelerde uzman doktor olarak çalışmaya başladığını, davacının aylık gelirinin 4.000,00 TL üzerinde olduğunu, davacının gerçekte aldığı maaş, nöbet ücretleri ile sair ek ödenceleri eklendiğinde aylık gelirinin 10.000 TL civarında olduğunun meslektaşı olan ve piyasa şartlarına vakıf olan müvekkili tarafından beyan edildiğini, müvekkilinin aile hekimi olarak görev yaptığını, maaşının davacı tarafından iddia edildiği gibi 8.000 TL değil, 6695,00 TL olduğunu, bu gelirin tamamını çocuklarının eğitimine daha iyi şartlarda yetişmelerine ve annelerinin ilgisizliğinden olumsuz olarak etkilenmemeleri için çocuklarına harcadığını, müvekkilinin boşandıktan sonra 2015 yılının ortalarına kadar kirada oturduğunu, çocukların eğitim, yeme, giyim ve sosyal ihtiyaçlarının aylık ortalama 9000,00 TL’ye ulaştığını, bu giderleri tek başına karşılamasının mümkün olmadığını, bir süre sonra ailesinden destek aldığını, daha sonra kirada oturduğu evi boşaltarak ailesinin yanına yerleştiğini, tüm bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

ÖNERİLEN MAKALE :  Kiracı ile yeni kira sözleşmesi imzalandığı bir halde, ilk kira sözleşmesine göre kira tespit davası açılabileceği hk.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda, toplanan delillere, tarafların belirlenen sosyal ve ekonomik durumlarına ve tüm dosya kapsamına göre, tarafların boşanma tarihinden bu yana 3 yıl geçtiği ve davacının mali durumuna göre nafakaları ödeyemeyeceğinin de saptanmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili süresinde verdiği istinaf dilekçesinde özetle, müvekkilinin davalı ile boşanırken çocuk nafakası için aylık 1500,00 TL olarak anlaştıklarını, ancak müvekkilinin o dönemde daha fazla gelir elde etmekte olduğunu, hatta bir süre sonra çalışmaya başlıyacağı hastaneden daha fazla gelir elde edeceğini düşünerek bir anlaşma imzaladığını, ancak yaşadığı sağlık problemleri nedeniyle tam gün çalışamayacak duruma gelince hastaneyle tam gün olmayacak şekilde anlaşma yapmak ve buna bağlı olarak daha düşük ücretle çalışmak zorunda kaldığını, başka bir geliri ve mal varlığı olmayan müvekkilinin aylık 1500,00 TL nafaka ödemesinin mümkün olmadığını, birikmiş nafaka borcunu ödeyemediğini, icra takibinin devam ettiğini, müvekkilinin iradesi dışında gelişen geliri artacağı yerde azalan müvekkilinin her ay 1500,00 TL nafaka ödemesinin mümkün olmadığını, bu nedenle haksız yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, itirazın kabulü ile davanın kabulüne, nafakanın düşürülmesine karar verilmesini istemiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava, anlaşmalı boşanma neticesinde hükmedilen iştirak nafakasının azaltılması istemine ilişkindir.

TMK’nın 328/1. maddesi gereğince, ana ve babanın bakım borcu çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. (TMK m.182/2)

Aynı yasanın 331. maddesi uyarınca durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler. Bu bağlamda iradın azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu zorunlu kılması gerekmektedir.

ÖNERİLEN MAKALE :  “Allah belasını versin” sözleri tanrısal ceza dileme, beddua anlamında olup, hakaret ve aşağılamadan bahsedilemez.

Tarafların Bakırköy 11. Aile Mahkemesinin 2013/778 Esas, 2013/826 Karar sayılı kararı ile TMK 166/3 maddesi uyarınca anlaşarak boşandıkları, boşanma kararı ile, müşterek üç çocuğun velayetinin babaya verildiği, velayeti babaya bırakılan çocukların her biri için annenin aylık 500,00 TL (toplam aylık 1500,00 TL) ödemesine, karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 08/11/2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Bu durumda, yapılan protokol hukuki niteliği itibariyle, Türk Medeni Kanunu hükümlerinden kaynaklanmakta ise de, genel sözleşme hükümlerine tabidir. Böylece, taraflar, kanunun emredici nitelikte olan kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı saymadığı hususlarda serbest iradeleriyle sözleşme yapabileceklerdir (BK. md.19).

Taraflar, nafaka miktarını, protokol ile, başka bir anlatım ile “sözleşme” ile kararlaştırmışlardır. Yapılan sözleşme hükümleri ile davacı kadın, boşanma davasında, davalı müşterek çocuklara aylık toplam 1.500,00 TL iştirak nafakası ödemeyi kabul etmiştir. O nedenle, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlıkta Borçlar Kanununun uygulanması zorunluluğu bulunmaktadır.

Bunun gibi, sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve çocuklar için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetindedir.

Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının belirlenmesi için yazılan yazılara istinaden tutulan tutanaklardan, davacının üzerine kayıtlı gayrimenkul ve araç bulunmadığı, kirada oturduğu, aylık 800,00 TL kira ödediği, yalnız yaşadığı, özel bir hastaneden doktor olarak çalıştığı, aylık 4.000,00 TL gelirinin bulunduğu, fiziksel engelinin bulunmadığı, davalının İl Sağlık Merkezinde doktor olarak çalıştığı, aylık 6.500,00 TL maaş aldığı, babasına ait evde kira ödemeden oturduğu, Kuşadası’nda yazlığı, kango tipi binek bir aracının olduğu anlaşılmıştır.

Dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacının sosyal ve ekonomik durumunda boşanma ilamının kesinleşme tarihi olan 08/11/2013 tarihi ile bu davanın açıldığı tarih olan 15/10/2015 tarihleri arasındaki sürede yukarıda ifade edildiği şekilde olağanüstü bir değişiklik olduğunun kabulü mümkün değildir.

Tüm bunlara göre açıklanan yasa hükümleri ve açıklamalar dikkate alınmak suretiyle, davacının dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre maddi durumunun aradan geçen süre içerisinde olumsuz yönde olağanüstü şekilde değiştiğinin kabulünün mümkün olmadığı, buna göre davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği kabul edilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:

1-Davacı vekilinin istinaf talebinin REDDİNE,

2-Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,

3-İstinaf yargılama sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 08.02.2017

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir