Karar tarihinde vekil ile takip edilmeyen davada davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi hatalıdır.

 

Karar tarihinde vekil ile takip edilmeyen davada davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi hatalıdır.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi

Esas No: 2017/10681
Karar No: 2020/8221
Karar Tarihi: 30.06.2020

MAHKEMESİ: … 5. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ: ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde 21/12/2001-02/11/2012 tarihleri arasında tahsildar olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı bir neden olmadan feshedildiğini, feshin kötüniyetli olarak yapıldığını, yönetim kurulunun 21/12/2001 tarihli kararı ile davacının tahsil ettiği miktarların % 5 lik kısmının kendisine ödenmesine karar verildiğini, ancak işverence 2002 yılında ikramiye adı altında ödenen miktar dışında herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı, izin ücreti ile tahsilatların % 5 lik kısmına ilişkin alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacı hakkında … Cumhuriyet Savcılığınca zimmet, görevi kötüye kullanma, sahte imza suçlarından dolayı soruşturma yürütüldüğünü, soruşturmanın devam etmesi sebebiyle tazminatların ödenmediğini, Esnaf ve Sanatkarlar Kanunu’nda tahsildarlara tahsilatların %5 ine eşdeğer tutarda ödeme yapılacağına yönelik bir düzenleme bulunmadığını, Oda yönetim kurulunun da böyle bir karar alma yetkisi olmadığını, davacının iş sözleşmesinin yaşlılık ve sağlık sorunları nedeniyle davacıdan hizmet alınamaması ve savcılık soruşturması nedeniyle feshedildiğini, sunulan belgelere göre davacının toplam 30 gün izin kullandığını, yıllık izin ücreti talebinin reddi gerektiğini beyan ederek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporu doğrultusunda davacının yıllık izin ücreti, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı ile %5 lik ücret alacağı talebinin yerinde olduğu sonucuna varılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, davalının istinaf başvurusunun kötüniyet tazminatı, vekalet ücreti ve %5 prim alacağı yönünden kabulü ile HMK.nun 353/1-b.2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının yeniden esas hakkında hüküm kurulmak üzere kaldırılmasına ve davanın yıllık izin ücreti, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile %5 lik ücret alacağı yönünden kısmen kabulüne, kötüniyet tazminatı talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar yasal süresi içerisinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

ÖNERİLEN MAKALE :  “Allah belasını versin” sözleri tanrısal ceza dileme, beddua anlamında olup, hakaret ve aşağılamadan bahsedilemez.

2-Taraflar arasında davacının yıllık izin ücretinin miktarı uyuşmazlık konusudur.
Somut uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesince davacının işyerindeki çalışma süresine göre 168 gün izne hak kazandığı, son yıl 30 gün izin kullandığının belgelerle sabit olduğu gerekçesiyle 4.796,73 TL net izin ücreti alacağı hüküm altına alınmıştır. Her ne kadar bölge adliye mahkemesince, “davalının cevap dilekçesinde davacının 30 gün izin kullandığına yönelik beyanı” karşısında ilk derece mahkemesi kararının yerinde olduğu sonucuna varılmış ise de, davalının cevap dilekçesindeki savunmasının, kayıtsız şartsız bir ikrar olarak kabulü mümkün değildir. Bu bakımdan, davacının son yılda 30 gün izin kullandığına yönelik davalı savunmasının, davacının “önceki yıllarda hiç izin kullanmadığının ikrarı” şeklinde değerlendirilmesi hatalıdır. Ayrıca davacı dava dilekçesinde “her yıl, yıllık izninin en az 10 gününü çalışarak geçirdiğini” beyan etmiştir. Davacının dava dilekçesindeki bu beyanı açıklığa kavuşturulmadan, davacının 10 yıllık çalışma süresinde sadece 2012 yılında 30 gün izin kullandığı, önceki dönemlerde hiç izin kullanmadığının kabulü yerinde değildir.
Mahkemece, davacının davayı somutlaştırma yükü (HMK m.194), hakimin de davayı aydınlatma yükümlülüğü (HMK m. 31) bulunduğu göz önüne alınarak, davacı asilin açıklanan yönlerden beyanı alınmalı, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilip, oluşacak sonuca göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

3-Taraflar arasında davalının temyiz aşamasında sunduğu belgelerin dikkate alınıp alınamayacağı uyuşmazlık konusudur.
Kural olarak, yargılama aşamasında dayanılıp sunulmayan deliller, temyiz veya karar düzeltme aşamasında sunulamazlar; sunulmuş olsalar bile, bu aşamalardaki incelemeler sırasında dikkate alınamazlar. Bu kuralın tek istisnası, dayanılıp sunulan delillin, o davaya konu borcu söndüren bir nitelik taşıması; örneğin, davaya konu borcun ödenmiş olduğunu gösteren makbuz, ibraname gibi bir belge olmasıdır.
Somut uyuşmazlıkta, davacının mali müşavir bilirkişi aracılığıyla mahallinde defter ve kayıtlar üzerinde inceleme de yapılmak suretiyle belirlenen prim alacağı hüküm altına alınmış, davalının istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince miktar yönünden düzeltme yapılarak yeniden belirlenen prim alacağının tahsiline karar verilmiştir. Davalı taraf ise, temyiz dilekçesi ekinde bir kısım tahsilat (gelir) makbuzu defteri asıllarını sunarak, bilirkişi raporunda belirtilen tahsilatların tamamının davacı tarafından yapılmadığını, bu sebeple davacı lehine hesaplanan prim alacağının olması gerekenden fazla olduğunu savunmuştur. Davalı tarafın sunduğu kayıtlar incelendiğinde, ilgili gelir makbuzlarının bir kısmında davacının adının ve imzasının bulunduğu, bir kısmında ise başka imzaların bulunduğu görülmektedir. Davalı vekili yargılama aşamasında, Oda kayıtlarının … 5. Ağır Ceza Mahkemesine sunulduğunu savunmuştur. Mahkemece gerek davalı Oda merkezinde bilirkişi marifetiyle yerinde inceleme yapılarak, gerekse davacıya verilen elden takip yetkisi çerçevesinde ilgili ağır ceza mahkemesi dosyasından araştırma yapıldıktan sonra karar verildiği anlaşılmakta ise de, somut olayda davalının söz konusu kayıtları sunamamasının kabul edilebilir bir mazerete dayandığı, davalının keyfi ve yargılamayı uzatmaya yönelik tutum içinde olmadığı kabul edilmelidir. Hal böyle olunca temyiz aşamasında sunulan kayıtların yeniden değerlendirilmesi ve davacının hak kazandığı prim alacağı miktarının tüm kayıt ve belgelere göre yeniden belirlenmesi için kararın bozulması gerekmiştir.

ÖNERİLEN MAKALE :  Erkeğin eşini hastaneye götürmemesi manevi tazminat gerektirir mi?

4-Yargılama sırasında ölen vekil lehine vekalet ücreti hükmedilip hükmedilemeyeceği bir diğer uyuşmazlık konusudur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre, vekil ile takip edilen davalarda mahkemece kanuna göre takdir edilecek olan vekalet ücreti taraf lehine hükmedilir (m. 330). Avukatlık Kanununun 165. maddesinde ise dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olduğu düzenlenmiştir.

Somut uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı vekilinin vefat ettiği sabit olup, mahkemece davalı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmemiştir. Bölge adliye mahkemesince, davalının bir müddet kendisini vekille temsil ettirdiği ve vekilin ölümü üzerine davayı kendisinin takip ettiği, istinaf aşamasında da yeni vekil tayin ettiği gerekçesiyle davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmış ise de, varılan sonuç yerinde değildir. Davalının ilk derece mahkemesinin karar tarihinde kendisini bir vekil aracılığıyla temsil ettirmediği açık olup, karar tarihinde vekil ile takip edilmeyen davada davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi hatalıdır. Davalı tarafın istinaf aşamasında yeni vekil tayin etmiş olması da bu sonucu değiştirmez. İlk derece mahkemesindeki yargılamaya vekil sıfatı ile katılmayan, bu aşamaya ilişkin emek ve mesaisi bulunmayan vekil lehine geçmişe dönük şekilde vekalet ücretine hükmedilmesi mümkün değildir. Hal böyle olunca davalı lehine vekalet ücreti takdir edilmemesi gerekirken bölge adliye mahkemesince yanılgılı hukuki değerlendirme ile hüküm kurulması hatalı olup, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren … Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 30.06.2020 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

Avukat Burak Temizer- Burak Temizer Hukuk Bürosu- Nişantaşı Şişli İstanbul

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir