Her dava, kural olarak tespit ve eda olmak üzere iki kısımdan oluşur

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

Esas No: 2017/927
Karar No: 2020/382
Karar Tarihi: 10.06.2020

MAHKEMESİ: Ticaret Mahkemesi
T.C. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara (Kapatılan) 14. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:

Davacı vekili 21.12.2011 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bankanın Köroğlu Şubesinde açılmış bulunan ve 20.10.2003 tarihinde vadesi dolan hesabındaki 367.000TL ile dava dışı başka mevduat hesaplarındaki paraları tahsil için davalı bankaya gittiğinde, şube personeli …’nun usulsüz işlemler yaptığı ve şubenin incelemede olduğu belirtilerek ödeme yapılmadığını, bunun üzerine müvekkilinin Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/582 E. sayılı dosyası ile dava açtığını, ilk verilen kararın bozulması üzerine dosyanın 2010/379 E. sayısına kaydedildiğini, dosyada yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda müvekkilinin davalıdan 375.483,99TL alacaklı olduğunun ve 20.10.2003 tarihinden itibaren avans faizi talep edebileceğinin tespit edildiğini, davanın taleple bağlı kalınarak 1.000TL üzerinden kabulüne karar verildiğini, ilamda yazılı fazlaya ilişkin haklar için davalı aleyhine Ankara 23. İcra Dairesinin 2010/20140 takip sayılı dosyası ile icra takibine başladıklarını, ancak davalının itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına ve davalı aleyhine %40 icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
Davalı vekili 27.01.2012 tarihli cevap dilekçesinde; davacının takibe dayanak yaptığı Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının temyiz incelemesinin sonuçlanmadığını, kesinleşmeyen ve likit olmayan bir alacak için kötü niyetli olarak takip yapıldığını, davacının tüm işlemlerinde doğrudan banka personeli … ile muhatap olarak bankanın denetim mekanizmasını kasten saf dışı bıraktığını, banka yetkililerince imzalanmayan hesap cüzdanlarından dolayı bankanın sorumlu olamayacağını savunarak davanın reddine ve davacı aleyhine %40 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
Ankara (Kapatılan) 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.10.2013 tarihli ve 2011/507 E., 2013/255 K. sayılı kararı ile; Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/379 E. sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu doğrultusunda mahkemece verilmiş bulunan ve Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiş olan karar nazara alındığında, davacının 3004607-MT-002 nolu hesaba ilişkin olarak davalı bankadan 374.483,99TL alacaklı olduğu, bu miktarın 1.000TL’lik kısmının Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen dava ile hüküm altına alındığı, bu nedenle davacının dava konusu icra takibi ile davalıdan 374.483,99TL asıl alacak ve bu alacağa mevduat hesabının vadesinin dolduğu 20.10.2003 tarihinden takip tarihi olan 22.12.2010 tarihine kadar işlemiş faiz talep edebileceği, işlemiş faiz miktarına dair alınan bilirkişi raporunun denetime açık ve hüküm kurmaya yeterli olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Ankara 23. İcra Dairesinin 2010/20140 E. sayılı dosyasında yapılan itirazın kısmen iptali ile 374.483,99TL asıl alacak ve 794,131.78TL işlemiş faiz alacağının, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili için takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacıya ait mevduat hesabında bulunan takip konusu alacak likit olduğundan kabul edilen alacağın %40’ı oranında hesaplanan 467.446,31TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
Ankara (Kapatılan) 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 04.03.2014 tarihli ve 2014/810 E., 2014/4285 K. sayılı kararı ile; “… Mahkemece, hükme esas alınan Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’ nin 2010/379 E. sayılı dosyasındaki gerekçe kısmında “…davacının talebi dikkate alınarak, davacının tespit edilen hesaplardan talep ettiği tutarın her halükarda bilirkişi raporunda talep edilen miktardan az olduğu da gözetilerek davanın belirlenen bu hesaplar yönünden kısmen kabulüne karar vermek gerektiği görüşüne varılmıştır” denilmiş olup, mahkemece sözkonusu dava dosyasındaki bilirkişi raporunun o davada dava konusu edilen 1.000- TL tutarına ilişkin kısım dikkate alınarak karar verildiği, bu nedenle dava konusu olan 374.483,99-TL için önceki kesinleşen kararda bilirkişi raporu kesin delile yakın delil olarak kabul edilemeyeceğinden, mahkemece tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda banka kayıt ve defterleri incelenerek, konusunda uzman bilirkişiden alınacak rapor sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.04.2015 tarihli ve 2015/69 E., 2015/212 K. sayılı kararı ile; “… Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/379 E. sayılı dosyasında alınmış olan ve mahkemenin kararına dayanak yaptığı 08.10.2010 tarihli bilirkişi kurulu raporunun dava konusu ihtilafa ilişkin olarak davacıya ait olup, davalı banka nezdinde bulunan hesapların detaylı olarak incelenmesi neticesinde ve Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.12.2007 tarihli ve 2004/582 E., 2007/575 K. sayılı kararının temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 14.01.2010 tarihli ve 2008/3917 E., 2010/319 K. sayılı bozma kararında açıklanan hususları da karşılar mahiyette görüldüğü, eldeki dava dosyasındaki ihtilafın çözümünde tekrardan aynı konuda yapılacak yeni bir bilirkişi incelemesinin yargılamanın uzamasına sebebiyet verip, sonuca etkili olmayacağı ve Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/379 E. sayılı dosyasına sunulmuş olan, 08.10.2010 tarihli raporu düzenleyen bilirkişi heyetinin konusunda uzman ve düzenledikleri raporun ihtilafın çözümünde yeterli olduğu…” gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

ÖNERİLEN MAKALE :  Eşine tokat atan erkeğin, ayrılık sürecinde kanser olan eşi ile ilgilenmeyen kadından daha kusurlu olduğu hk.

II. UYUŞMAZLIK
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kısmi davada alınan rapor ve verilen kararın eldeki ek davaya etkisinin ne olacağı, burada varılacak sonuca göre yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle kısmi davanın ek davaya etkisinin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
Her dava, kural olarak iki kısımdan; tespit ve eda kısımlarından oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması hâlinde önceden açılan davada kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır.
Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanın redle sonuçlanması hâlinde tüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı kısmi dava kısmen kabul kısmen redle sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmiştir.
Eş söyleyişle; kısmi dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkûm edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması hâlinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.
Kısacası ikinci davaya bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hâle gelmiştir. Zira, kesin hüküm bulunan bir konuda mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup mahkemeler ve Yargıtayca doğrudan doğruya (resen) göz önünde tutulmalıdır.
Kısmi dava sürerken ek davanın açılmış olması hâlinde davalı ilk itirazda bulunarak birleştirme istememişse kısmi dava ile ek dava birleştirilemez. Ancak, ek davaya bakan mahkeme kısmi davanın sonuçlanmasını bekletici sorun yapmalıdır. Çünkü kısmi dava tamamen veya kısmen reddedilecek olursa bu karar ek dava için kesin hüküm teşkil edecek, kısmi dava tamamen kabul edilirse de kararın tespite ilişkin bölümü ek dava için kesin hüküm teşkil edecektir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince;
Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.12.2007 tarihli ve 2004/582 E., 2007/575 K. sayılı kararı ile davacı … tarafından, davalı Oyak Bank A.Ş. aleyhine fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak açılan alacak davasının yapılan yargılaması sonunda, davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince cüzdandaki banka görevlisi imzasının banka açısından yardımcı şahısların fiilinden doğan sorumluluğu tevlit ettiği, uyuşmazlığın 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 100. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararına uyularak yapılan yargılamada mahkemece alınan 08.10.2010 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesince onanmış, taraf vekillerinin karar düzeltme istemleri de 14.02.2013 tarihli kararla reddedilmiştir.
Davacı, Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesince alınan 08.10.2010 tarihli bilirkişi raporunu dayanak göstererek davalı banka aleyhine ilamsız takipte bulunmuş, davalı bankanın süresinde borca itiraz etmesi üzerine icra dairesince takibin durdurulmasına karar verilmiş, bunun üzerinde davacı tarafından eldeki dava açılmıştır.
Bu aşamada mahkemece ilk davada taleple bağlı kalınarak hükmedilen kısımdan arta kalan kısım için açılan ek davada, ilk dava aşamasında kesinleşen olgular kararın tespit bölümü yönünden kesin hüküm oluştururken, ek davada asıl alacak miktarı yönünden, karara dayanak alınan ilk davadaki bilirkişi raporunun da yeterli olup olmadığı, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasının gerekip gerekmediği hususları açıklığa kavuşturulmalıdır.
Somut olayda kısmi davada alınan 08.10.2010 tarihli bilirkişi raporunun, Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen ilk kararın temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince, davalı bankanın BK’nın 100. maddesi uyarınca sorumlu olduğu gerekçesiyle bozulmasından sonra bozmaya uyularak uzman bilirkişi heyetinden alındığı, davacının mevduat hesaplarına ilişkin hesap cüzdanlarına göre davalı bankadan talep edebileceği asıl alacak miktarının belirlendiği, bozma kararı ve alınan bilirkişi heyeti raporu üzerine taleple bağlı kalınarak verilen ikinci kararın temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince hükmün onanmasına karar verildiği, Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/379 E. sayılı dosyasına sunulmuş olan 08.10.2010 tarihli bilirkişi raporunun asıl alacak miktarı bakımından hesap tarzı ve vardığı sonuç itibariyle uyuşmazlığın çözümünde yeterli ve itibara değer olduğu kanaatine varılmış, Mahkemece de ihtilafın çözümünde yeterli olduğu, bu konuda yeniden bilirkişi incelemesinin sonuca etkili olmayacağı belirtilmiş, eldeki dava dosyasında bilirkişi raporunda icra takibindeki faiz talebi yönünden hesaplama yapılmıştır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/379 E. sayılı dosyasındaki gerekçe kısmında “…davacının talebi dikkate alınarak, davacının tespit edilen hesaplardan talep ettiği tutarın her halükarda bilirkişi raporunda talep edilen miktardan az olduğu da gözetilerek davanın belirlenen bu hesaplar yönünden kısmen kabulüne karar vermek gerektiği görüşüne varılmıştır” şeklinde ifadenin bulunduğu, bu nedenle önceki kesinleşen kararda bilirkişi raporunun kesin delile yakın delil olarak kabul edilemeyeceği, mahkemenin yeniden uzman bilirkişiden rapor alarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulması yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Hâl böyle olunca; yerel mahkemece icra takibindeki asıl alacak miktarı bakımından yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek olmadığına ilişkin olarak verilen direnme kararı yerindedir.
Ne var ki, diğer temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

ÖNERİLEN MAKALE :  Erkeğin eşini hastaneye götürmemesi manevi tazminat gerektirir mi?


IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
Direnme kararı yerinde olup diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurul Kurulu kararının taraflara tebliği ile, karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 19. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.06.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir